KCK nedir?

Bugün gazetesi yazarı Gülay Göktürk’ün yazısı çok çarpıcı. KCK’yı bize Kürt halkının temsilcileri, Kürt siyasetçiler diye lanse etmeye çalışan PKK ve BDP mihraklarına tokat gibi bir cevap adeta.

KCK NEDİR?

KCK yasama-yürütme-yargı şeklinde örgütlenmiş, devlet içinde ayrı bir devlet yapılanması… KCK’nın Almanya’da toplanan 700 delegelik “Yasama Meclisi” var. Hukukçular tarafından hazırlanmış bir sözleşmesi (anayasası) var. Mahkemeleri, hatta temyiz mahkemeleri var. KCK bölgede faaliyet gösteren işadamlarından “vergi” istiyor. Üstelik örgüt bunu “egemenlik hakkı”nın bir gereği olarak izah ediyor. KCK seçilmiş belediye başkanları ya da milletvekillerine baskı yapıyor. Onları sorguya çekiyor, sorgulama sonucunda bazı başkan ve meclis üyelerine “kınama”, “uyarı” veya “uzaklaştırma” cezası veriyor. Mesela, “Sayın Öcalan” kampanyasına imza atmayan Osman Baydemir KCK’nın belediyede görevli bir elemanı tarafından sorgulandıktan sonra disipline sevk ediliyor. Yine iddianameden, Osman Baydemir’in bir televizyon programına çıkmak için KCK’dan izin istediğini ancak üst düzey yöneticilerin buna da izin vermediğini; ayrıca Cumhuriyet Halk Partisi’nin eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ın da 2009 yılındaki yerel seçimlerden önce Diyarbakır’a gelmek için KCK’dan izin istediğini ve onun da izin alamadığını öğreniyoruz. DTP’nin kapatılmasından sonra BDP’nin kurulmasına da, BDP milletvekillerinin Cumhuriyet Bayramı törenlerine katılmamasına da, DTP’ye ait belediyelerde işçi alımı, işçi ücretleri, işten çıkarma, ihalenin verileceği kişi gibi konulara da KCK karar veriyor. Bu konudaki talimatlara uymayanlara cezai yaptırımlar uyguluyor.

Bu, dört dörtlük bir illegal yapılanma tablosu. Bu tabloda KCK hiyerarşi piramidinin tepesinde yer alıyor ve legal-yarı legal bütün oluşumları sevk ve idare ediyor.

Bu kadar da değil, şehirleri şiddete boğan, kana bulayan tüm eylemler de KCK’nın emriyle hayata geçiriliyor. Gösterilerde molotofkokteyli atılması, eylem alanına taşlı-sopalı gelinerek polislere saldırılması, fırsat doğarsa polis linç edilmesi talimatları hep KCK kaynaklı.

Özetle tablo o kadar açık ki, KCK’yı yargılamayan bir hukuk devleti düşünülemez.

Kaynak: Aktif Haber – KCK’yı Yargılamayan Devlet Düşünülemez

Mexsîmê Xemo PKK’lıların Ermeni-Kürtçe Profesörü öldü

PKK’nın menşeisini ve nerelerden beslendiğini araştırmayan ve bunları bilmeyenlerin gözlerini biraz olsun açmak istiyorum. Ermeni diasporasının yüzyıllık Türkiye kinini boşaltmak için seçebilecekleri en güzel alan, Türkiye topraklarında yaşayan kardeş toplumu birbirine düşürmek. Bunun fitilini ateşlemek için Fransada açtıkları Kürtçe akademileriyle, önce dil bilincini yerleştirmek için 1960’larda ve 70’lerde, o zamana kadar yazılı kaydı bulunmayan bir dilin gramerini yazmaya başladılar. Yazı ve gramer bittikten sonra, tarih oluşturmaya başladılar. En sonund kendi militanlarını Türkiye’nin Doğusuna salmak suretiyle, bir toplumun ayrıştırılmasının savaşını başlattılar.

İşte onların akıl hocalarından Kürtçe profesörü Mexsîmê Xemo ölmüş ve PKK sitelerinde yazdıkları haliyle Ezidi, bizim bildiğimiz haliyle YEZİDİ geleneklerine göre 3 gün törenin akabinde cenazesi toprağa verilmiş. PKK’nın menşei ve şu an halen içinde bulunan gruplar gibi kendisi de ermeni ve yezidi olan bu zat, ölmeden önce verdiği demeçte bakın ne diyor:

Kürtler, Türkçe eğitim veren okulları boykot ettiler. Türkiyenin asimilasyon politikalarını protesto ettiler. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

– Kürtçe’nin resmi eğitim için Meclis’e dayatmada bulunulmalıdır. Kürtler bu konuyu dayatmalıdır. Bu kadar büyük bir Kürt nüfusu varken parlemento bunu kabul etmelidir. Kürtler bu konuyu BM ye götürmelidir. Bürüksel’e ve diğer tüm uluslararası platformlara atşımalıdır. Elbette ki Türk devleti Kürtlerin kendi dillerinde eğitim görmesini istemiyor çünkü Türkiyenin bölüneceğini düşünüyorlar

Bir ömür boyunca, diaspora ve onların uzantısı olarak bu müslüman milletle mücadele etmiş insanlarla PKK’lıların iş birliği içinde olması ve kürt kardeşlerimizin Avrupada bu kişilerin çevirmiş olduğu filmlerden habersiz olmaları ne kadar üzücüdür.

Nuray Mert BDP Otobüsünde

Erkek yarısı, fikirlerinden ve söylem tarzından hiç hazetmediğim Nuray Mert nihayet safhını belirlemiş, mertlik yapmış. Helal olsun, PKK ve onların taşeronu BDP ile duble yol yaptı, baya bi ilerler bundan sonra.

Güneydoğu’ya yapılan duble yorumdan dolayı Başbakan Erdoğan’ın sert tepkisini çeken gazeteci Nuray Mert, BDP otobüsü üzerinde zafer işareti yaparak halkı selamladı.

12 Haziran seçim sonrası teşekkür turlarına çıkan Barış ve Demokrasi Partisi yöneticilerinin dün sürpriz bir konuğu vardı. Seçimlerden önce Erdoğan’ın eleştirisi ile dikkatleri üzerine çeken gazeteci Nuray Mert, Bağımsız Milletvekili Ahmet Türk’le birlikte ziyaretlere katıldı.

Kaynak: Habervaktim

2009’un Mustafa Akaydın’ı – 2011 Kemal Kılıçdaroğlu

Bu iki vatandaşı sitede bildiğiniz üzere çok zikrediyorum. İkisi de boş teneke olduğu için ne kadar çok ses çıkarıyorlar değil mi? Antalya’da Mustafa Akaydın’ın 2 senedir ne yaptığını görmek isteyen gidip görsün. Koca bir sıfır. Halen borç ödüyorum diye yalan söylüyor. Taş üstüne taş koymadığı halde balolarda, bira festivallerinde fink atmaya devam ediyor. Kemal Kılıçdaroğlu abisi gibi bol keseden attığı için şimdi kasılmış geçenlerde bu açıklamayı yapmış (kendi borazancılarının sitesinde: buyuksehirantalya.com)

“Önümde daha 3 yıl var. Görev sürem sonunda tüm vaatlerimi yerine getirmiş ya da başlatmış olacağım” dedi.

Sondaki “başlatmış olacağım” sözüne dikkat ettiniz mi? Evet, bekleyip göreceğiz.

Şimdi gelelim yazın başlığına. www.yettigarihoca.com diye bir site açılmış. O kadar güzel bir kıyaslama yapmışlarki Kemal Kılıçdaroğlu ile Mustafa Akaydın arasında ancak bu kadar olur.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Yoksulluğu tarihe gömeceğiz. Yoksul kadınlara hane başına en az 600 TL aile sigortasından para ödeyeceğiz. Bizim inancımıza göre, sağ elin verdiğini sol el görmeyecek. Biz yoksulu teşhir etmeyeceğiz” (2011- Genel seçimler öncesi )

CHP’li Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr Mustafa Akaydın, “Öğrenci ve ev hanımlarına yarı zamanlı iş imkanları doğacak. Sağlık ve emeklilik projeleri kapsamında sigortalı, güvenli iş alanları açılacak.” (2009- Yerel seçimleri öncesi) ***

Devamı için: Yetti Gari Hoca

Yetti Gari Hoca Ana sayfası

Kemal Kılıçdaroğlu – Süleyman Demirel’in yeni sürümü

(Not: yazı içinde beyanlarımın hepsinde linkler mevcut, lütfen kontrol ediniz.)
Seçim maratonu başladı, malum televizyonlarda canlı yayınlarda liderler boy göstermeye başladı. Canlı yayında konuşmaları izlerken bilhassa Kemal Kılıçdaroğlu çok dikkat çekici. Hükümete devamlı tahrik noktalarından saldırı yapıyor hemen akabinde vaadlerini diziyordu.

Benim dikkatimi çeken en önemli taraf, kendisinin devamlı “nasıl” sorusuna cevap vermek yerine “ne” yapacağına atfetmesiydi. Bu aslında Kemal Kılıçdaroğlu’nun olağan hali, belediye başkanlığı seçimiyle alakalı yazdığım “Kemal Kılıçdaroğlu ve Melih Gökçek” başlıklı yazıyı okuyup bir hafıza tazelemesi yaparsanız, televizyonlarda ve propoganda ortamlarında Kemal Kılıçdaroğlu’nun nasıl kuru sıkı atıp, ortaya proje koy dendiği zaman üç beş maddeden fazla ortaya koyamadığının resmi (Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve Melih Gökçek’in sitesinden aynen alıntılanmıştır) kayıtlarıdır. Şimdilerde;

“projeniz yok, bir şey üretmiyorsunuz” dediklerini, ancak son 6 aydır CHP Genel Merkezinin bir üniversite gibi projeler için çalıştığını

söylüyor. (Kaynak: CNN Türk) sadece 1 konuda araştırma geliştirme yapanlar dahi 2-3 yıl araştırmadan bir sonuca varamazlar ama mevzu CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu olduğu zaman 6 ayda bol bol sıkılabiliyor demekki.

Şimdi gelelim yazının başlığına. Kemal Kılıçdaroğlu kuru sıkı atmaya devam ederken, vaadlerin rengi nedense “Süleyman Demirel” leşmiş durumda. Kemal Kılıçdaroğlu bundan 5 ay önce yaptığı görüşmeden (yazının biraz daha güzel gözüken hali) iyi notlar almış gözüküyor.

Bugünkü iddia ve vaadleri:
-ÖSYM’yi ve sınav sistemini değiştirecekleri
-Ecevit’in Kıbrıs’ı fetheden başbakan olduğu
-Askerliği önce 9 ay sonra 6 aya indireceği
-Taşeron işçiliği bitireceği

İddiaları teker teker ele alalım.
ÖSYM’yi ve sınav sistemini değiştirecekleri
ÖSYM’nin kuruluşu 19 Kasım 1974’e tekabül ediyor. Ne hikmettirki, bu tarih Bülent Ecevit ve CHP iktidarının 2 gün akabine tekabül ediyor. Acaba ÖSYM’nin kuruluşunu ve bugünkü sistem içinde gelişip ulaştığı noktaya kimler kapı açtı ve kimler bu kuruluşları uzun yıllar yönetti?

Ecevit’in Kıbrıs’ı fetheden başbakan olduğu
Ne hikmettirki, Kıbrıs harekatı Bülent Ecevit Londrada iken Necmettin Erbakan vekaleten başbakan iken verilmiş bir karar. Bülent Ecevit harekatı istemiyor ama başından itibaren Erbakan ve Genel Kurmay harekat yapılması yönünde fikir beyan ediyor ve Bülent Ecevit ülke dışına çıkar çıkmaz Erbakan başbakan olarak harekat kararı veriyor. Bülent Ecevit anılarında bunun ortak karar olduğunu belirtmesine rağmen İngiliz gizli belgeleri bunun aksini beyan ediyor.

Askerliği önce 9 ay sonra 6 aya indireceği
Bunda işte aynen Süleyman Demirel fotoğrafı gözüküyor. Profesyonel askerlik ve Türk silah sanayisi için yapılan onca alt yapıdan sonra şimdi bunları demek çok kolay. 3.5 Milyar dolara Sikorsky helikopterlerinin parçalarını Türklerin üretiyor olması kendisinin reddedip, hakaretler savurduğu bir iktidar zamanında olması ne kadar büyük bahtsızlık!!

Taşeron işçiliği bitireceği
Taşeron işçilik, devletin bir işi daha ucuza getirmek ve her işe tutup SSK’lı, özlük hakları olan, kovulamaz ancak “disiplin edilebilir” şahıslar almak ve onları devletin sırtına yük etmek yerine, sosyal hakları “taşeronluk” seviyesinde kısıtlanmış ve ek pozisyonlar oluşturulmuş kişiler. Bu kişiler işe alınırken, “taşeron” olduklarını ve sosyal haklarının olmadığını da biliyorlar ama “devlet baba bize de baksın” şeklinde gecekondu, “ben buldum benim oldu” zihniyetiyle hak talep ediyorlar. Şimdi bu kişileri “MEMUR” etmek istiyor Kemal Kılıçdaroğlu.

Kemal Kılıçdaroğlu Merdivene Tersten Binerse ne olur?

İzledikçe daha çok gülüyorum. Hatta gülmek fiili aklıma gelince açıp Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu vidyosunu izliyorum. Neden mi? Hamster Kemal ve saz arkadaşları merdivene tersinden biniyorlar, kelli felli adamlar, takım elbiseli böyle janjanlı tipler ilkokul çocukları gibi merdivene tersinden binmişler. Son anda yan merdivenden inip, Kemal Kılıçdaroğlu’nun merdivenini durduran bir vatandaş olmasa bunlar yerlerinde saymaya devam edecekler. Vidyoda 5. saniyeye dikkat ederseniz, akıllı bir vatandaş gidip merdiveni durduruyor da Kemal Kılıçdaroğlu rezilliğin daniskasından kurtuluyor.

Mustafa Akaydın: Emir Kusturica bir zamanlar yanlış yapmış olabilir

Mustafa Akaydın yine insanın saçını başını yolasını getiren bir terbiyesizliği Türk milleti adına işledi. Bosna savaşı sırasında tecavüz edilen boşnak kadınların maruz kaldığı şerefsizliğe karşın “Bu meseleyi lüzumundan fazla abartıyorsunuz. Hamile kalanlar kürtaj olur” diye açıklama yapan Emir Kusturica’yı Altın Portakal Film festivaline davet eden Mustafa Akaydın; şikayetler ve protestolar üzerine:

”Sayın Kusturica o zamanlarda yanlışlıklar yapmış olabilir. Muhtemelen Türkiye’ye olan ilgisinde son dönemde pişmanlık duygusu da olabilir. Böyle bir durumu insanca, hoşgörüyle değerlendirmek lazım. Biz sanatçının dünyasını sadece sanat değeri açısından değerlendiririz. Zaman zaman Altın Portakal Film Festivalleri siyasi anlamda kışkırtma, sömürü konusu yapılmıştır. Zannediyorum böyle bir olayla daha karşıyayız. Ben de bir kışkırtma yapayım: Habur sınır kapısında birkaç ay önce teröristleri büyük alkışlarla, hakim ve savcılarımızla kabul edecek kadar hoşgörülü bir ülke, bundan 15 sene önceki bir olaydan dolayı, dünyanın çok değerli bir sanatçısına ırkçı, şovenist, aşırı milliyetçi bir yaklaşım içerisinde olamaz.”

Mustafa Akaydın gibi bir insandan ancak bu beklenirdi. Soykırıma ve vahşete kucak açan Emir Kusturica için “hoşgörü“, buna karşı tepki gösteren bizim gibi “tarihini bilen ve ona göre hareket eden kişiler” ise “ırkçı, şovenist, aşırı milliyetçi” oluyor.

Sayın Mustafa Akaydın, öncelikle aklını başına topla! Soykırıma alkış tutan bir adama hoşgörü göstermeden önce yaptığı terbiyesizlikten ve ahlaksızlıktan ötürü “özür dilemesini” söylersin. Eğer özür dilerse, hah işte o zaman bizim affediciliğimiz ve hoşgörümüz devreye girer ve o kişiyi günahıyla sevabıyla severiz. Ama hem özür dilemeyen, bir adım geri atmayan bir kişiyi bizim yaşadığımız topraklara, Türk milleti adına davet etmen büyük bir terbiyesizliktir. Bunun karşılığını da inşallah bir sonraki seçimde göreceksin.

Mustafa Akaydın ve Antalyada Bira Festivali

Ülkelerinde her yıl çok sayıda festival düzenlendiğini belirten Almanlar,”Mustafa Akaydın, Almanya’dan örnek alacaksa fakirlerle dayanışma festivalini örnek alsın.” eleştirisinde bulundu.

Antalya’da bu yıl ikinci kez bira festivali düzenlenecek. Özel bir firma tarafından organize edilen festivalin sponsoru Büyükşehir Belediyesi. 24-26 Eylül tarihleri arasındaki festivale Antalyalılar kadar şehirde yaşayan Almanlar da tepki gösteriyor. Almanlar, belediyeyi ve Mustafa Akaydın’ı Türk kültürüne ve örfüne uygun festivallere sponsor olmasını öneriyor. Yerleşik yabancılar Akaydın’a dünyanın birçok yerinde kutlanan Saint Martin (fakirlerle dayanışma) festivalini örnek almasını tavsiye etti.

Oktoberfest’in Antalya’da yapılmasını doğru bulmayan ve 26 yıldır Türkiye’de yaşayan Antoinette Kılıç (60), festivalin amacının bira tüketmek olduğunu söyledi. Oktoberfest’in bir Alman bayramı olmadığını, tamamen eğlenceye yönelik bir davranış olduğunun kaydeden Antoinette Kılıç, “Geçen gün çarşıya gittim. Dönüşte bir baktım her yerde Oktoberfest yazıyordu. Kendimi bir anda Almanya’da hissettim. Benim için çok acayip bir durumdu. Burası Türkiye dedim. Oktoberfest’in Türkiye’de ne işi var?” diye konuştu

PKK’lı KAHPELER Şimdi de Eğitimi Boykot Etmek İstiyor

Doğudaki okulların bombalanmaya başlanması ve kundaklanmalar yaşanıyor olması, BDP’nin halka vermeye çalıştığı mesajla birebir örtüşüyor. PKK okullarda “kürtçe eğitim hakkı için boykot” istediğini belirtiyor, BDP’de onun borazacanlığını yapıyor. Vatan haini kahpelerin pervasızca “kürdistan” deme hakkını kendilerinde gördüğü de, açılımın en son halkasında “federasyon” istiyoruz söylemlerinden sonra artık her yazılarında ve haberlerinde “DOĞU ve GÜNEY DOĞU ANADOLU” dan “kürdistan” diye bahsettikleri dikkat çekiyor.

Eylemlerde çocukları kullanmak ve onları ön safha atmak suretiyle, yeni nesil teröristler yetiştirmeyi hedefleyen bu grup; yeni hedefini kundaktaki çocuklara çevirmiş durumda. PKK’nın yayın kanallarından bir tanesi olan Gündem gazetesinin internet sitesinde verdiği haber şu şekilde:

Kürdistan’daki kreşlerin, başta Kürtçe ve talebe göre de Türkçe olmak üzere iki dilli olması gerektiği belirtilen açıklamada, bu gerçekleşmediği sürece Kürtlerin çocuklarını bu ‘soykırım merkezlerine’ göndermemesi gerektiği vurgulandı.

KNK Dil ve Eğitim Komisyonu öncülüğünde, Kürt halkı ile örgütlerinin Kürtçe dil üzerinde büyük bir mücadele yürüttüğüne dikkat çekilen açıklamada, bugüne kadar dil üzerine ulusal bir politikanın geliştirilmesi için çeşitli toplantı, konferans ve dil şuraları düzenlenerek önemli kararlara ulaşıldığı belirtildi.

Kuzey Kürdistan’da TZP-Kurdi öncülüğünde yürütülen mücadelede, TZP-Kurdi’nin bu yıl gerçekleştirdiği konferansında önemli kararlar aldığına işaret eden, KNK Dil ve Eğitim Komisyonu, alınan bu kararları ulusal mücadelenin bu aşamasında önemli kararlar olarak görüp desteklediklerini kaydetti.

Bu çerçevede, TZP-Kurdi’nin yeni öğrenim yılının ilk haftası olan 20-25 Eylül tarihleri arasında ‘Ana dilde eğitim istiyoruz’ sloganıyla kararlaştırdığı okulları boykot etme kampanyasına destek veren KNK Dil ve Eğitim Komisyonu, Kürt halkına boykotu ‘harfiyen uygulama’ çağrısında bulundu. Açıklamada, Kürt dilinin korunması ile kullanılmasının varlık-yokluk mücadelesi olduğu vurgulanan açıklamada, Kürt dilinin resmi eğitim sisteminde yer alması için güçlü bir mücadelenin yürütülmesi gerektiği vurgulandı.

KNK, TZP-Kurdi’nin Diyarbakır’da gerçekleştirdiği konferansta aldığı, aralarında Kürtçenin resmi eğitim dili olmasının da yer aldığı kararlara dikkat çekerek, ‘Kürt ve Kürdistanlılar, bu taleplerine ulaşmak için Türk devlet ve hükümetine karşı büyük bir ulusal duruş sergilemelidirler’ çağrısını yaptı.

Kemal Kılıçdaroğlu HAYIR Demeye bile Muktedir Değil

Fatih Çekirge’nin köşe yazısından aynen alıntılıyoruz. İşte CHP’nin kavgacı, yaygaracı, pasif, bağnaz ve paçoz siyasetinin ve çalışma ahlakının en güzel yansıması. Kemal Kılıçdaroğlu’nun atacağı bir oyun kaydını bile yaptırmaktan acizler.

İstanbul Belediye Başkanlığı adaylığı sürecinde defaatle yazdık. Adaylığının son 1 ayına kadar internetteki websitesinde bir tane bile proje yayınlamayan, kendisine soru sorulduğu zaman “onu da yapacağız”, “bunu da yapacağız”, “şunu da yapacağız” diye cevap veren Kemal Kılıçdaroğlu ile Referandum sürecine girip çıkan Kemal Kılıçdaroğlu aynı kişilerdir. İşte sonuçları hüsran olan bu çalışmanın neticesiyle HAYIR için kendisini yerden yere atmasının neticesi aynı olmuştur.

DAHA 15 gün önce uçakta sormuştuk.
– Sayın Kılıçdaroğlu nerede oy kullanacaksınız?
CHP lideri kararsızdı.
“Şu an belli değil. İstanbul da olabilir Ankara da. Hatta buralar da (o sırada Tunceli’ye geçiyorduk). Arkadaşlar çalışıyor.”
Aradan günler geçti.
“Arkadaşlar” bayağı çalışmışlar ki bir türlü bitirememişler.
Dün akşam saatlerine doğru CHP lideri “hayır” diyecek yer bulamıyordu.
Çünkü kayıt yapılmamış. Ne diyelim şimdi?
70 ilin meydanında “hayır” diye bağıran CHP liderinin sandıkta susturulması nasıl bir parti ciddiyetidir?