Uçakta namaz, bir türk kadını ve KAZA Müessesi
Hürriyet Gazetesi yazarı “Yalçın Bayer” in köşesinde, “uçakta namaz” başlıklı bir yazı yayınlandı. Çok ilginçtir bu köşelerde hiç “başörtülü öğrencilerin başörtülü çıkartılıp yerlerde sürüldü”, “dindar kesim yurt dışındaki üniversitelere sürüldü” gibi haberlere yer verilmiyor. Neyse, Hürriyettir ne yapsa yeridir diyelim ve o kısmı bir kenara bırakalım.
Muhterem türk kadını, çok bilgili din alimi Zeynep Uluant, uçakta namaz kılan bir grup insana denk gelmiş ve yemeyip içmeyip bunu Yalçın Bayer’e bildirmiş. Kendisinin ifadeleriyle:
Bir Müslüman Türk kadını olarak düşünüyorum. İslamiyet’te seferilik diye bir kavram ve bir kaza müessesesi vardır. Bütün bunlara rağmen uçakta namaz kılınmaz mı, elbette kılınabilir ama etrafı rahatsız etmeden sessizce… Zira İslamiyet’te ibadetin gizli olanı makbuldür. Üstelik namaz ayetleri Kuran-ı Kerim’den olduğu için abdestsiz ya da başka meşguliyetler arasında dinlemek uygun değildir. İşte tabir-i caizse bu ham softalar bizi abdestsiz Kuran dinlemeye mecbur etmişlerdi.
Şimdi bu sevgili Müslüman Türk kadını Zeynep Uluant’ın ilim karanlığına bir ışık yakalım. Peygamber efendimiz (s.a.v.) seyahet esnasında, örneğin deve üstünde giderken, namaz kılmış mıdır? Yoksa yahu ben bu namazı geçiriyim nasıl olsa “kaza müessesi vardır” sonra kılarım mı demiştir?
Peygamber efendimiz (s.a.v.) Hendek savaşı esnasında, ölüm kalımla mücadele ederken, kılıçlarla, mızraklarla boğuşurken, farkında olarak veya olmayarak, namazı kazaya bırakmışlardır. Yani bilinçleri yerindeyken (uyku hali ve sabah namazı kastedilmiyor) 1 kez, o da savaş esnasında namazı kazaya bırakmışlardır.
Şimdi bu durumu, “kaza müessesi vardır” diyerek yorumlayan Müslüman Türk kadınına ve Yalçın Bayer kişisine takdim ediyoruz.
İsrail’e mayın işine VAN MİNİT TAYYİP BEY!
Evet, seçimden önceki Tayyip bey ve seçimden sonraki Tayyip bey, Van Minit diyen Tayyip bey, İsrail mayını temizlesin arazi 40 yıl onundur diyen Tayyip bey. Bu ne biçim bir pespayeliktir… Hani biz konuşmaya gelince “Yüce bir devletiz”, “çok büyük bir milletiz”. Kendi mayınını temizleyemeyen, onun karşılığında başka devletlere yatağını, döşeğini kiralayan bir millet nasıl büyük ve yüce olabilir??
Yahudiler Türkiye’nin doğusuna, güney doğusuna göz dikmiş bunu Gap ile başka projelerle yerine getirmek için can atıyorlar zaten. Bölge halkıyla gidip konuştuğunuz zaman yahudi ve israil kaynaklı firmaların bölgede kurduğu (Urfa’da domates ve saçla fabrikası) fabrikalarla arazilerin tamamen kendi istekleri doğrultusunda ekilip biçilmesini sağlıyorlar zaten. Bunun üstüne utanmadan kendi yapımları olan ve kendi ektirdikleri mayınları onlara 40 yıllık araziyle birlikte vereceğiz. Var mı böyle bir saçmalık Tayyip bey, van minit, durdurun bu düzeni!!
Van minut Tayyip Bey!..
Mayın işinin “kilit” noktası şu:
Temizleyecek olan firma aynı zamanda tarımsal üretim de yapacak!..
Yani öyle bir firma olacak ki; hem mayından hem de tarımdan anlayacak!..
Bu iki işi de sadece İsrail’li terörist silah firmaları yapıyor!..
Üç “T” yani;
“T”emizlik, “T”arım ve bu arada “T”erör!..
•
İki Kıbrıs büyüklüğündeki arazinin mayınlardan “Siyonistler” tarafından “temizlenecek” olması… Ve bu durumun da “Ne yapalım, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kuvveti o mayınları çıkartmaya yetmiyor”la izaha çalışılması ne hazin bir durumdur!..
Ne güzel, gömdüğünü çıkartamayan bir Kuvvetimiz var!..Gömme kuvveti var ama çıkarma kuvveti yok!..
Ve yine ne güzeldir ki; hükümetle hemen hiçbir mevzuda anlaşamayan Kuvvetimiz, bu konuda üç aşağı beş yukarı “mutabakat” modunda!..
Kurumlarımız kol kola,
Ver ihaleyi Mişon’a!..
•
Bu işin şakası yok. Hiç kimse “sorumluluktan” kaçmaya, dikkatleri başka taraflara çekmeye kalkmasın!..
Türkiye-Suriye sınırındaki 216 bin dönümlük alanı, 49 yıllığına (aslında süresiz olarak!) “siyonistlere” teslim etmenin de, teslim edilmesine göz yummanın da vebali ödenemez!..
Şu hale bakın;
Erdoğan, Başbuğ, Canikli…
“Mutabakat” halinde…
Deklare ediyorlar: “Bizim devlet bu işte aciz kalmıştır!..
Devletin herhangi bir biriminin kendi araç, ekipman, insan gücüyle ve kendi imkanlarıyla mayınları temizleyemeyeceği bugüne kadar yapılan çalışmalarla ortaya çıkmıştır. Bu işi Silahlı Kuvvetler beceremez!.. Buna teknolojimiz de paramız da yetmez!..”
•
Bu ne acı bir tablodur böyle!..
Bir devlet, acziyetini itirafta bu kadar mı pervasız olur!..
O devlet ki, yıllar yılı dünyanın en pahalı benzinini, en pahalı doğalgazını, en pahalı istihdam vergisini vesairesini yüklemiştir vatandaşının sırtına!..
Yıllar yılı fedakarlık istemiştir; “aydınlık yarınlara, aydınlık yarınlara” diye diye!..
“Öl; bu vatan için sen de öl, sen de sen de!..”
•
Ve, nesillerin karşılıksız fedakarlıklarıyla bugünlere gelen devlet, şimdi gececek karşıma…
“Ben yapamıyorum, siyonistler yapabiliyor” diyecek!..
O devletin handiyse periyodik darbe yapan; örtüyü, ilahiyi, Kur’an eğitimini “muhtıralık tehditler” olarak önümüze uzatan Silahlı Kuvvetler’i, mayın temizleme işini “kıvıramayacağını” itiraf edecek!..
Kemalizmi, laikliği filan bulunmayan üç milyon nüfuslu bir terörist devletçiğe muhtaç olacağız, kendi Silahlı Kuvvetlerimizin döşediği mayınları temizleyebilmek için!..
•
Hükümetten açıklamalar geliyor…
Efendim; ne fark var?!..
Suriye sınırındaki topraklarımızla Muğla’daki topraklarımız arasında ne fark var!..
Moda’yla, Caddebostan’la Suriye sınırı arasında ne fark var!..
Hepisi vatan toprağı, hepsi bizim!..
•
Ya buna kim inanır;
Aptal mı bu millet!..
Caddebostan’dan “kuyumcu dükkanı” işleten bir Ermeni ile 605 kilometrelik Suriye sınırımızda 49 yıl boyunca “hüküm sürecek” olan Siyonistin tehdidi eş mi olacak?..
Ne demek; “Ha Ümraniye ha Suriye!..”
O sınırda 49 yıl boyunca “hububat” ekiciliği yapmakla yetinecek, tarımsal ve de mayınsal Siyonist, öyle mi?..
Başka hiçbir şey yapmayacak ya da yapamayacak!..
Devletimiz; hani, o tanklarını tamirde, mayınlarını temizlemede İsrail’e muhtaç olduğunu deklare eden devletimiz, “amaç dışı faaliyetler” sözkonusu olduğunda “dur” diyecek…
Diyebilecek!..
Buna muktedir!
Mayınlarını temizletmek için “muhtaç” olduğu İsrail’in tezgahlarını etkisiz kılmaya muktedir ama mayın temizlemeye değil!..
Öyle mi?..
“AK Parti iktidarda olduğu müddetçe ve Davos’ta ‘One Minute’ kükreyişiyle cümle düşmana korku salan Erdoğan Başbakanlıkta bulunduğu müddetçe!..”
“Sen gönlünü ferah tut!..”
Yazık ki; Başbakan “Bir dönem sonra yokum!..” dedi…
Ve yazık ki Cumhurbaşkanı Gül de, “Hiçbir hükümet kalıcı değildir” diye ekledi.
•
Bir de Sayın Başbakan, “İki Kıbrıs büyüklüğündeki arazimiz, İsrail’e peşkeş mi çekiliyor!” yollu tepkilere karşılık verirken… Konuyu tamamen alâkasız yerlere taşımaz mı?..
Hani, “Olmaz böyle şey, yaparlar mı?.. Mümkün değil” diyen AK Partilileri bile endişeye sevk edici bir tavır!..
Başbakan; bugün “İsrail yayılmacılığına dikkat çeken”lerin, “azınlıkları bu ülkeden kovanlarla” aynı zihniyette olduklarını öne sürerek savunuyor, “mayın temizleme” konusundaki pozisyonlarını…
Bu arada; “yabancı sermaye” düşmanlığı ile “Siyonizm karşıtlığını” da bir kefeye koyuyor!..
Ne alâkası var?..
Filistinliler bugün; 1, 3, beş, bin, 10 bin, 100 bin derken, “çoğunluk” haline gelen “Irkçı teröristlerle” uğraşmıyor mu?..
Siyonizmin, “azınlıktan çoğunluğa” evrilme potansiyelini yakın tarih göstermiyor mu?..Van minüt yani!..
“Bu mesele, bana 1 Mart tezkeresini hatırlatmakta!.. O günlerde de büyük sıkıntı vardı, AK Parti grubunda. Yine bakıyoruz, iktidar partisi grubunu toplamakta zorlanıyor. Sayın Başbakanın grubunu iknaya çalışması da bu konunun yeterince olgunlaşmadığını göstermekte. AK Partili vekillerin de sindiremedikleri bir durum var ortada.”
Evet, 1 Mart tezkeresinin öncesindeki gibi, büyük bir tedirginlik var!..
“Mayınlar” mutlaka temizlenmeli de, bu işin hiçbir tarafında “Siyonist teröristler” olmamalı!..Serdar Arseven - Vakit
sarseven@hotmail.com
Yaşar Nuri Öztürk danışmanı Şahane Sultan Müftüoğlu ile basıldı
Prof. Yaşar Nuri Öztürk’ün eşi Canan Öztürk’ün düzenlediği baskın sonrasında çift boşanma davası açmadı ama iki kadın mahkemelik oldu.
Prof. Yaşar Nuri Öztürk ile danışmanı Şahane Sultan Müftüoğlu arasındaki ilişki bir müddettir dedikodu olarak dolaşıyordu sonunda Canan Öztürk tarafından basıldı. Öztürk Ailesi’nden herhangi bir boşanma talebi gelmedi ancak iki kadın mahkemelik oldu. Müftüoğlu ile ailesi, 2008 Ağustosu’nda bir gazetede yer alan “Fahişeliğe geçit vermem” sözleri ve telefonlarına gelen “Murdar karılar murdar erkekler bela üzerinize çöksün” mesajları dolayısıyla Canan Öztürk aleyhine her biri 10’ar bin lira olmak üzere toplam 60 bin liralık altı ayrı dava açtı. Müftüoğlu’nun açtığı davalardan ilkinin duruşması 17 Mart’ta Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde yapıldı. Canan Öztürk duruşmaya avukatı Pelin Ersan’la birlikte katılırken, duruşmaya gelmeyen Müftüoğlu’nu avukatı Engin Yeşilyurt temsil etti. Canan Öztürk, Müftüoğlu’nun kendisine ve kocasının cep telefonlarına gönderdiği mesajlarla birlikte ilginç iddiaları içeren bir cevap dilekçesini mahkemeye sundu. Öztürk dilekçesinde özetle şunları anlattı:
“24 Kasım 2006’da Ankara’daki evimize gittiğimde kapı uzunca bir süre sonra eşim tarafından açılabildi. Kötü bir manzara ile karşılaştım. Davacı Şahane Müftüoğlu kaçarak kendisini banyoya kilitledi. Banyodan zorla çıkardığımda ıslak saçlarla iç çamaşırsız ve çıplak ayaklarla benim banyomda karşıma çıktı. Elbetteki bu durumun danışmanlık sıfatı ile bağdaşmayacağı açıktır. Doğruca yatak odasına gittiğimde karışmış bir yatak ile yatağımın baş ucunda Şahane Müftüoğlu’nun dekolte bir pozla çektirdiği çerçevelenmiş bir fotoğrafı duruyordu. Müftüoğlu’nu evimden kovarak çıkardım. Olayı babasına telefonla bildirdim.
Ne olduysa bundan sonra oldu. Telefonuma yabancı şahıslardan son derece çirkin ve müstehcen mesajlar gelmeye başladı. Çok sayıda ve tacizkár çirkin teklifler içeren bu mesajlar hakkında Beykoz Cumhuriyet Savcılığı’na şikáyette bulundum. Savcılık, emniyet kanalıyla mesajların Müftüoğlu’nun babası Fatih Müftüoğlu’nun bilgisayarından geçildiğini ve cep telefonu numaramın porno sitelerine verildiğini saptadı. Bunun üzerine baba Fatih Müftüoğlu hakkında şikáyette bulundum. Üç çocuk annesiyim ve eğitmenlik gibi saygın bir mesleğim var, suçlamaları kabul etmiyorum.”
Doğan Medyası 28 Şubat Antremanı yapıyor
Hatırlarsınız, 28 şubat sıralarında hergün televizyondan bir şeyh fışkırıyordu. Ali Kalkancı, Aczimendiler, Fadime Şahin senaryo üzerine senaeryo, birden etrafımız örümcek ağıyla çevirilmiş gibi oldu. Doğan medyası o zaman borazanın başını tutup hergün Refah partisine sortiler düzenledi ve en sonunda 28 şubatta muradlarına erdiler. Aynı oyunu AKP’ye de yapmaya yelteniyorlar ama artık tek medya onlar olmadığı için gerçekleri öğrenecek başka kaynaklarımız bulunuyor.
Yeni bir 28 Şubat çalışması yürüten ve hız kesmeden çalışmalarına devam eden kartel medyası, bir açılışta protokole ayrılan bölüme oturan vatandaşı “Protokole şeyh oturttular” dedi ama hem şahsın sıradan vatandaş hem de protokolden bile habersiz olduğu ortaya çıktı.
Manisa’daki Yakut Ağa Sıbyen Mektebi’nin açılış töreninde bir şeyhin protokole oturtulduğu yönündeki haber yalanlandı.Milenyum Memurlar Derneği Başkanı Mehmet Yörük, açılış töreninde protokol koltuğuna yanlışlıkla oturan vatandaşın dile dolanmasını üzüntüyle karşıladıklarını söyledi.
Mehmet Yörük, “Bugün gazetelerde çıkan bazı haberler hoşumuza gitmedi. Çünkü protokolde oturan zatı tanımıyoruz. Kimin davet ettiğini de bilmiyoruz. Şu bir realite ki bu civarda bu tür insanlar var. Biz bu insanların çocuklarının modern Türkiye’yi tanıması ve modern eğitim almaları için bu tür okuma salonları ve eğitim merkezleri açıyoruz. İnsanlar zamanla bizim modern bir Türkiye oluşturmak için uğraştığımızı görecekler. Keşke medya organları bu tür haber yapmadan önce bize sorsalardı.” dedi.
İsmail Akyüz Amsterdamdaki uçak kazasını anlatıyor
İsmail Akyüz bey Amsterdamda gerçekleşen ve yüreğimizi dağlayan kazayı anlatıyor. Allah razı olsun kendisinden, arabasını yolun kenarına çekip, üşenmeden koşa koşa yardım için gitmiş ve kazadan sonra can çekişen, yaralanan yolculara yardım etmiş.




