Author Archive
Kemal Kılıçdaroğlu HAYIR Demeye bile Muktedir Değil
Fatih Çekirge’nin köşe yazısından aynen alıntılıyoruz. İşte CHP’nin kavgacı, yaygaracı, pasif, bağnaz ve paçoz siyasetinin ve çalışma ahlakının en güzel yansıması. Kemal Kılıçdaroğlu’nun atacağı bir oyun kaydını bile yaptırmaktan acizler.
İstanbul Belediye Başkanlığı adaylığı sürecinde defaatle yazdık. Adaylığının son 1 ayına kadar internetteki websitesinde bir tane bile proje yayınlamayan, kendisine soru sorulduğu zaman “onu da yapacağız”, “bunu da yapacağız”, “şunu da yapacağız” diye cevap veren Kemal Kılıçdaroğlu ile Referandum sürecine girip çıkan Kemal Kılıçdaroğlu aynı kişilerdir. İşte sonuçları hüsran olan bu çalışmanın neticesiyle HAYIR için kendisini yerden yere atmasının neticesi aynı olmuştur.
DAHA 15 gün önce uçakta sormuştuk.
- Sayın Kılıçdaroğlu nerede oy kullanacaksınız?
CHP lideri kararsızdı.
“Şu an belli değil. İstanbul da olabilir Ankara da. Hatta buralar da (o sırada Tunceli’ye geçiyorduk). Arkadaşlar çalışıyor.”
Aradan günler geçti.
“Arkadaşlar” bayağı çalışmışlar ki bir türlü bitirememişler.
Dün akşam saatlerine doğru CHP lideri “hayır” diyecek yer bulamıyordu.
Çünkü kayıt yapılmamış. Ne diyelim şimdi?
70 ilin meydanında “hayır” diye bağıran CHP liderinin sandıkta susturulması nasıl bir parti ciddiyetidir?
Dağda BDP şehirde CHP – “Kavga Edin”
Dünkü açıklamalarla CHP’nin seçimlere ve referanduma nasıl baktığı ve halkın demokratik haklarını nasıl değerlendiriklerini çok açık ve net ortaya koydu. Dün misafir olduğu bir düğünde eline mikrofonu geçiren Berhan Şimşek, “gerekirse sandık başında kavga edin, nezarate düşün bu kardeşiniz bundan önce birçok kez nezarete düşmüştür, birşey olmaz” diyerek yandaşlarından coşkulu bir alkış aldı.
Türkiye’nin Doğusunu elinde silahlarla, molotoflarla, keleşlerle baskı altına almış ve Kürt vatandaşlarımızın haklarını oy kullandırtmamak suretiyle gasp eden PKK / HPG, Türkiye’nin Batısını ve sahil kentlerini “gerekirse kavga edin, rezalet çıkartın, pislik yapın” diyen CHP iki taraftan kuşatmış durumda.
CHP’yi uzun süre bilen ve tanıyanlar onların nasıl bir zihniyette olduğunu, kendileri hakkında birşey dendiği zaman nasıl kavga, dövüş ve ahlaksızlıkla cevap verdiklerini yakınen bilirler.
Örnekler mi?
CHP’nin her kurultayında sandalyeler, yumruklar havada uçmaz mı?
CHP’li bir belediye başkanı veya parti başkanına bir eleştiri yöneltildiği zaman hemen kavga başlatıp karşısındakini yumruktan iflahını kesilinceye kadar dövmezler mi?
CHP Avcılar Belediye başkanını, başörtülüleri rahibeye benzettiği afişler ardından eleştiren vatandaşları belediyenin önünde yumruklayarak dövmediler mi?
Daha evvelsi gün, bayramın ilk gününde, Kemal Kılıçdaroğlu’nun bulunduğu alanın yakınından geçen bir AKP aracına yumruk ve tekmelerle saldırmadılar mı?
Bu örneklerden en az yüzlerce verip bu listeyi kitaplara dökmek mümkün. Biz buna kısaca “CHP ZİHNİYETİ” diyoruz.
Kaynak: Akşam Gazetesi / Elma Haber
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Berhan Şimşek, referandum öncesi Bayrampaşa’da bir düğün salonunda partililere hitap etti. Berhan Şimşek, konuşmasında partililere şöyle seslendi:
“Öyle alkışlamak ile kalmayın, dışarıya çıkın ve çalışın. Ve sonra seçim günü ‘ben görevli değilim’ deyip de kenarda durmayın. Sandık başlarında görevli olacak ya da olmayacak CHP’lilerin 2 değil, 4 değil, tam 32 gözü olması gerekiyor.
Gerekirse kavga edin. Bir gece nezarette kalmaktan bir şey olmaz. Çok uzun geceler kalmış bir arkadaşınız olarak söylüyorum bunu.”
Son Referandum Anketi: %56.8 EVET %43.2 HAYIR
Aydın Doğan’ın ve Doğan Grubunun hoşuna gitmeyen referandum anketinin sonuçları KONDA tarafından açıklandı. Bu açıklamalara göre, 38 ilde yapılan değerlendirmelerde %55 EVET çıktı.
KONDA’nın resmi anket raporuna ulaşmak için lütfen altta verdiğimiz linke tıklayın:
http://www.konda.com.tr/html/dosyalar/100909_KONDA_12_Eylul_Halkoylamasi_Aciklamasi.pdf
Kaynak: Elma Haber – Son Referandum Anketi
2007 Milletvekili Genel Seçimleri sonuçlarını en doğru tahmin eden araştırma şirketi KONDA, Doğan Grubu‘nun isteğiyle referandumun hemen öncesinde bir anket yaptı. Doğan Grubu, çarpıcı sonuçlar ortaya çıkaran ankette ‘evet’ oylarının son düzlükte yüzde 55′i aştığını, ‘hayır’ oylarının ise yüzde 43′e gerilediğini öğrenince anketi yayımlamaktan vazgeçti.
Eski bir CHP’li olan Tarhan Erdem’in araştırma şirketi olan KONDA, 38 ilde yaş ve sosyal sınıflara göre 2 bin 767 kişi üzerinde referandum anketi yaptı. Çalışma, Haziran ayından itibaren her ay düzenli olarak gerçekleştirildi. Referandum’da ‘evet’ oyu kullanacağım diyenlerin oranı haziran ayında yüzde 53.3, temmuzda yüzde 53.8 ağustosta ise yüzde 54 olarak belirlendi. ‘Hayır’ oyu vermek için sandığa gideceklerin oranı ise haziranda yüzde 46.7, temmuzda yüzde 46.2, ağustosta ise yüzde 46 olarak tespit edildi.
Antalya Belediyesinin HAYIR Terbiyesizliğine SON
Antalya Belediye Başkanı Mustafa Akaydın’ın başlattığı terbiyesizliğe Antalya Valiliği el koydu. Valiliğin yaptığı açıklamada, her türlü mesajın altına büyük puntolarla HAYIR yazdıran belediye başkanı uyararak bu afişlerin kaldırılmasını temin etti.
Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin toplumda yaşanan çeşitli sorunlarla ilgili sosyal duyarlılığı artırmak amacıyla hazırladığı ve altında büyük puntolarla ‘hayır’ yazan afişlere Valilik el koydu. Antalya Valiliği, Büyükşehir Belediyesi’ne yazdığı yazıda, asılan afişlerin 12 Eylülde halk oylamasına sunulacak anayasa paketi için yapılacak referandumun propaganda yasağını ihlal ettiğini gerekçe göstererek, afişlerin kaldırılmasını istedi. Valilik ayrıca yazıyı savcılığa da ileterek takip edilmesini istedi.
Antalya Valiliği, Ak Parti Antalya İl Başkanlığı’na da yazı yazarak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Antalya mitingi nedeniyle asılan ‘Başbakan geliyor Antalya evet’ diyor afişinin de kaldırılmasını istedi.
AK Parti İl başkan Yardımcısı Mustafa Köse, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Valiliğin afişlerin kaldırılmasına ilişkin yazısının kendilerine ulaştığını belirterek, ”Biz afişleri kaldırmaya başladık. Arkadaşlarımız afişlerin hepsini kaldırıyor. O afişlerle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Antalya’ya gelişini duyurmuştuk. Afişteki ‘evet’ yazısı nedeniyle bu uyarıyı aldık. Sıkıntı yok, afişler kaldırılıyor” dedi.
Köse, Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin bilboardlara astırdığı ‘hayır’ yazılı pankartların da toplanmasını beklediklerini söylerken, ”Bu referandum sürecini manüple etmeye yönelik bir girişimdir. Bu afişlerin acilen toplanmasını bekliyoruz” diye konuştu.
Antalya Büyükşehir Belediyesi Basın ve Halkla İlişkiler Koordinatörlüğüne bağlı İletişim ve Tasarım Merkezi’nce hazırlanan yaklaşık 200 afiş, kentin çeşitli noktalarındaki bilboardlara asılmış, afişlerin üst bölümünde, uyuşturucu kullanımı, çevre ve gürültü kirliliği, doğa tahribatı, su israfı, enerji israfı, şiddet, orman yangınları gibi pek çok soruna yönelik vurgu yapılırken, afişin alt bölümünde ise büyük puntoyla ”hayır” yazısı yer alıyordu.
Kaynak: Nethaberci.com
Antalya’da ‘evet’çi ve ‘hayır’cı afişler kaldırılıyorhttp://nethaberci.com/sondakika-siyaset-haberleri/antalyada-evetci-ve-hayirci-afisler-kaldiriliyor-39304.html
Sezen Aksu Sokak ve Gerçek CHP’liler
Malum Sezen Aksu referandum için “EVET” oyu vereceğini ve demokratik açılıma destek vereceğini belirtti. Bunun akabinde BAZILARI için yer yerinden oynadı, İzmir’in Görgüsüz ilçesinin, Görgüsüz sokağının, Görgüsüz sakinleri; sokaklarının isminin “Sezen Aksu sokak” olmasından çok rahatsız olduklarını bunun acilen İzmir belediye başkanlığı tarafindan düzeltelmesi için aralarında imza toplayıp bu dilekçeyi de İzmir Belediye başkanına ilettiklerini medyaya aktardılar.
CHP zihniyetinin “bizden olmayanı öldürün, yok edin” anlayışının tam bir tezahürü olan, EVET diyor diye bir daha adres verirken “Sezen Aksu sokak” yazamayacak kadar kinleri ve nefretleri tepelerine çıkmış vatandaşlar, çarşaf çarşaf imza toplamış.
Bu bir terbiyesizlik değilmiş gibi CHP’li İzmir Belediye başkanı Aziz Kocaoğlu şu açıklamayı yapıyor: “Aksu’ya tepki doğaldır.”
Milliyet’in haberinde:
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ise bugüne kadar hiçbir adı değiştirmediğini belirterek, “Yeni cadde ve sokaklar Büyükşehir Belediyesi yetkisindeyse Büyükşehir, yoksa ilçe belediyesi ad koyar. Ama, benim bakışım, görüşüm ve benimsediğimiz ilke kararı bugüne kadar konulan isimlerin nedeni ne olursa olsun kesinlikle değişmemesi doğrultusundadır. Bana gelirse, Meclis’e bile havale etmem. İsim değiştirerek ülke bir yere gelemez. Sezen Aksu’ya tepki ayrı bir şekilde gösterilebilir. İsim değiştirmenin tepki olacağına inanmıyorum” diye konuştu.
İşte Aziz Kocaoğlu başta olmak üzere, ideolojileri bir olmayan kişilere olan tavırları ve yaklaşımları bu şekilde bu insanların. Kendilerini bu vatanın ve milletin tek sahipleri, gardiyanları olarak görüp kendilerinden ayrı düşünleri yeri gelir başörtülerinden yerlerde sürürler, yeri gelir ramazanda oruç tuttuklarını bile bile odalarına çağırıp çay içirip oruçlarını bozdururlar, yeri gelir karısıyla birlikte içkili balolara davet edip dans edip vals yapmlarını temin etmeye bu şekilde hem asimile etmeye hem de gerekirse dışlamayı tercih ederler.
Medyaya hem imzalarını gönderip hem de Kardelenler projesinin sahibi, İslam diniyle hayatı boyunca mücadele etmeyi kendisine bir görev edinmiş Türkan Saylan ile Sezen Aksu’nun savunmadığıyla ilgili suçlamalarda bulup her delikten çıkan Fazıl Say’ı da bu ifadeden yoksun bırakmamışlar.
“Fazıl Say’a Türkan Saylan’a yapılan haksızlıklara karşı tepki vermeyen, sokağımıza ismi verilen Sezen Aksu’nun isminin kaldırılmasını demokrat İzmirliler olarak istiyoruz.”
Verdikleri dilekçede
“Ülkemizin içinde bulunduğu “VARLIK-YOKLUK” savaşında, bu hanım ciddi bir “UMURSAMAZLIK”, “DUYARSIZLIK” içinde büyük bir “AYMAZLIK” göstererek siyasal iktidarın yandaşı olduğunu ilan etmiştir. Bizler, DEMOKRAT İZMİRLİLER olarak sokağımızın adının değiştirilmesini arz ve rica ederiz.”
ifadelere yer veren 145. Sokak sakinlerinin isimleri:
- Berrin Ergüç
- Ayşe Yücesoy
- Emre Yelkenci
- Ece Özaktuğ
- İlksen Türkkan
- Serdar Balcıoğlu
- Berk Balcıoğlu
- Yaprak Balcıoğlu
- Erdem Ekşi
- Ayşe Yücesoy
- Berrin Ergüç
- Uluğ İlve Yücesoy
- Mehmet Durmuş
- Nilgün Bordalı
- Tülay Ertuğ
- Ezgi Çetin
- Fatih Yücesoy
- Yılmaz Çalışkaner
- Gözde Egemen
- Taner Egemen
- Taner Kaptanoğlu
- Kadriye Kaptanoğlu
- Bahattin Kaptanoğlu
- Ruhan Namlı
- Muazzez Öcal
- Seher Balcı
- Fehmi Yücesoy
- Nebahat Şafak
- Nalan Yılmaz
- Emine Aslan
- Zekiye Türksert
- Engin Yılmaz
- Sebahat Karaköprü
- Ali Ekşi
- A.Güzin Ekşi
- Handan Çorum
- Doğay Ünsal
- Nevin Soyer
- Nevir Gürler
- Atay Savaş
Mustafa Akaydın ve Hayır Terbiyesizliği (editörial)

2 hafta önce Antalyadaydık. En son 2007 senesinde gittiğimde, karşımda resmen bambaşka bir şehir bulmuştum. DYP’li eski belediye başkanı Hasan Subaşı’nın her seçim zamanı yoldaki kaldırım taşlarını bozup yeniden yapmasından sonra böyle birşey Antalya için çok yeniydi. Şehir girmiş olduğu alt yapı – üst yapı, köprüler, yollar günlerini yeni CHP’li belediye başkanı Mustafa Akaydın’ın seçilmesiyle birlikte bitirmiş ve artık aristokrat bir Belediye başkanının “sosyal faaliyetler” eşliğinde dinginliğine bürünmüş. Antalya Belediyesi websitesine girdiğiniz zaman CHP’li kadın kollarının faaliyetlerinden, Mustafa Akaydın’ın hangi sosyal faaliyetlere katılacağından envai türlü “sosyal faaliyet” bulmak mümkün.
Şehre geldikten sonra eskiden yeniden dostlarla oturduk Antalya’yı ve yeni belediye başkanını çekiştirdik biraz. Konuştuğum arkadaşlar Mustafa Akaydın’ın devamlı AKP hükümetinden hiç destek alamadığını, bir önceki dönemin borç batağını temizlemeye çalıştığı mazeretine dayandığını anlattılar. CHP’nin Türkiye’ye bir yarım asır da ne yaptığını bildiğimiz için çok şaşırmadık, doğrudur haklıdır deyip geçtik.
Sahiliyle, manzarasıyla, doğasıyla bizi büyüleyen Antalya’nın sokaklarını turlamaya başladık. İlk önce Altınkum taraflarında “Gürültü Kirliliğine HAYIR – Antalya Belediyesi Mustafa Akaydın” şeklinde bir reklam panosuyla karşılaştık. Herhalde o çevrede çok gürültü oluyor ve Antalya Belediyesi bununla ilgili bir kampanya düzenliyor diye düşündüm. Ne kadar safım değil mi? CHP’nin şark kurnazlığı ve Mustafa Akaydın gibi akademik hayatında dahi ne kadar politize olduğu ve nasıl sadece kendi ideolojisine sıcak gelenleri desteklediğini unutmuşuz.
Biraz daha devam ederken başladı sırayla,
- Orman Yangınlarına HAYIR- Antalya Belediyesi Mustafa Akaydın
- Enerji İsrafına HAYIR- Antalya Belediyesi Mustafa Akaydın
- Şiddete HAYIR- Antalya Belediyesi Mustafa Akaydın
- Hava Kirliliğine HAYIR- Antalya Belediyesi Mustafa Akaydın
- Trafik Terörüne HAYIR- Antalya Belediyesi Mustafa Akaydın
- Anaların Gözyaşlarına hayır- Antalya Belediyesi Mustafa Akaydınve en aşağılığı
- Ramazanınız HAYIRlara Vesile olsun
her tarafta HAYIR diye büyük puntoyla yazıları görmeye başladıkça, Mustafa Akaydın ve beyin yıkamasıyla ünlü CHP zihniyetinin kendince yeni bir oyun içinde olduğuna şahit oldum. Mustafa Akaydın gibi tabiri caizse mürekkebi kavanozla içmiş bir adamın bu kadar küçülebilmesi ve aşağılık bir pazarlığın içine düşmesi tek kelimeyle iğrendirici idi. Bu bayağılığı ve basitliği AKP’li herhangi bir belediye başkanı yapsaydı parti encümeninden, parti genel sekreterine kadar hepsi brifingler ve basın açıklaması yapıp bunu AÇIK AÇIK kınamaya çalışırlardı.
Sahtekar Ertuğrul Özkök’ün son dansı da yalan çıktı
Ertuğrul Özkök Hürriyet editörlüğüne 5 yıllık olmak üzere 1990 yılında başladığını ama şartların 15 yıl daha onu bu pozisyonda bulunmaya zorunlu kıldığını ama artık nihayet kendi vaktinin geldiğini ve artık editörlüğü “kendi rızasıyla” bıraktığına dair bir köşe yazısı yazdı. Orada iğneyi kendine batırıyormuş gibi yapıp çuvaldız batırma harekatını yaptı ama ortada kaçırılan bir nokta, bir manipülasyon ve sahtekarlık vardı ve onun da kokusu bugün çıktı.
Geçmişte çok çektirdikleri, iftiralar atıp yıkmaya çalıştıkları Habertürk ekibi, adeta onların hesabını sorarcasına bu düşüşün ve kovuluşun detaylarının adım adım takipçiliğini yapıyor.
Habertürk’ün “2009 Doğan Medya için çöküş yılı” haberinde
Doğan Medya Grubu’nun lokomotifi Hürriyet Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün istifa görünümlü görevden alınma kararı ise grubun 2009’daki hezimetinin ilanı oldu. Ertuğrul Özkök’ün yıllardır kullandığı fakat artık deşifre olmuş Makyevalist yöntemleri sebebiyle karar vericiler nezdinde hiçbir itibar ve etkinliğinin kalmadığı ve bu yüzden de bu çevrelerce muhatap alınmadığı biliniyordu. Ertuğrul Özkök’ün bu yüzden görevden alındığı bir sır değil.
Uçakta namaz, bir türk kadını ve KAZA Müessesi
Hürriyet Gazetesi yazarı “Yalçın Bayer” in köşesinde, “uçakta namaz” başlıklı bir yazı yayınlandı. Çok ilginçtir bu köşelerde hiç “başörtülü öğrencilerin başörtülü çıkartılıp yerlerde sürüldü”, “dindar kesim yurt dışındaki üniversitelere sürüldü” gibi haberlere yer verilmiyor. Neyse, Hürriyettir ne yapsa yeridir diyelim ve o kısmı bir kenara bırakalım.
Muhterem türk kadını, çok bilgili din alimi Zeynep Uluant, uçakta namaz kılan bir grup insana denk gelmiş ve yemeyip içmeyip bunu Yalçın Bayer’e bildirmiş. Kendisinin ifadeleriyle:
Bir Müslüman Türk kadını olarak düşünüyorum. İslamiyet’te seferilik diye bir kavram ve bir kaza müessesesi vardır. Bütün bunlara rağmen uçakta namaz kılınmaz mı, elbette kılınabilir ama etrafı rahatsız etmeden sessizce… Zira İslamiyet’te ibadetin gizli olanı makbuldür. Üstelik namaz ayetleri Kuran-ı Kerim’den olduğu için abdestsiz ya da başka meşguliyetler arasında dinlemek uygun değildir. İşte tabir-i caizse bu ham softalar bizi abdestsiz Kuran dinlemeye mecbur etmişlerdi.
Şimdi bu sevgili Müslüman Türk kadını Zeynep Uluant’ın ilim karanlığına bir ışık yakalım. Peygamber efendimiz (s.a.v.) seyahet esnasında, örneğin deve üstünde giderken, namaz kılmış mıdır? Yoksa yahu ben bu namazı geçiriyim nasıl olsa “kaza müessesi vardır” sonra kılarım mı demiştir?
Peygamber efendimiz (s.a.v.) Hendek savaşı esnasında, ölüm kalımla mücadele ederken, kılıçlarla, mızraklarla boğuşurken, farkında olarak veya olmayarak, namazı kazaya bırakmışlardır. Yani bilinçleri yerindeyken (uyku hali ve sabah namazı kastedilmiyor) 1 kez, o da savaş esnasında namazı kazaya bırakmışlardır.
Şimdi bu durumu, “kaza müessesi vardır” diyerek yorumlayan Müslüman Türk kadınına ve Yalçın Bayer kişisine takdim ediyoruz.
İsrail’e mayın işine VAN MİNİT TAYYİP BEY!
Evet, seçimden önceki Tayyip bey ve seçimden sonraki Tayyip bey, Van Minit diyen Tayyip bey, İsrail mayını temizlesin arazi 40 yıl onundur diyen Tayyip bey. Bu ne biçim bir pespayeliktir… Hani biz konuşmaya gelince “Yüce bir devletiz”, “çok büyük bir milletiz”. Kendi mayınını temizleyemeyen, onun karşılığında başka devletlere yatağını, döşeğini kiralayan bir millet nasıl büyük ve yüce olabilir??
Yahudiler Türkiye’nin doğusuna, güney doğusuna göz dikmiş bunu Gap ile başka projelerle yerine getirmek için can atıyorlar zaten. Bölge halkıyla gidip konuştuğunuz zaman yahudi ve israil kaynaklı firmaların bölgede kurduğu (Urfa’da domates ve saçla fabrikası) fabrikalarla arazilerin tamamen kendi istekleri doğrultusunda ekilip biçilmesini sağlıyorlar zaten. Bunun üstüne utanmadan kendi yapımları olan ve kendi ektirdikleri mayınları onlara 40 yıllık araziyle birlikte vereceğiz. Var mı böyle bir saçmalık Tayyip bey, van minit, durdurun bu düzeni!!
Van minut Tayyip Bey!..
Mayın işinin “kilit” noktası şu:
Temizleyecek olan firma aynı zamanda tarımsal üretim de yapacak!..
Yani öyle bir firma olacak ki; hem mayından hem de tarımdan anlayacak!..
Bu iki işi de sadece İsrail’li terörist silah firmaları yapıyor!..
Üç “T” yani;
“T”emizlik, “T”arım ve bu arada “T”erör!..
•
İki Kıbrıs büyüklüğündeki arazinin mayınlardan “Siyonistler” tarafından “temizlenecek” olması… Ve bu durumun da “Ne yapalım, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kuvveti o mayınları çıkartmaya yetmiyor”la izaha çalışılması ne hazin bir durumdur!..
Ne güzel, gömdüğünü çıkartamayan bir Kuvvetimiz var!..Gömme kuvveti var ama çıkarma kuvveti yok!..
Ve yine ne güzeldir ki; hükümetle hemen hiçbir mevzuda anlaşamayan Kuvvetimiz, bu konuda üç aşağı beş yukarı “mutabakat” modunda!..
Kurumlarımız kol kola,
Ver ihaleyi Mişon’a!..
•
Bu işin şakası yok. Hiç kimse “sorumluluktan” kaçmaya, dikkatleri başka taraflara çekmeye kalkmasın!..
Türkiye-Suriye sınırındaki 216 bin dönümlük alanı, 49 yıllığına (aslında süresiz olarak!) “siyonistlere” teslim etmenin de, teslim edilmesine göz yummanın da vebali ödenemez!..
Şu hale bakın;
Erdoğan, Başbuğ, Canikli…
“Mutabakat” halinde…
Deklare ediyorlar: “Bizim devlet bu işte aciz kalmıştır!..
Devletin herhangi bir biriminin kendi araç, ekipman, insan gücüyle ve kendi imkanlarıyla mayınları temizleyemeyeceği bugüne kadar yapılan çalışmalarla ortaya çıkmıştır. Bu işi Silahlı Kuvvetler beceremez!.. Buna teknolojimiz de paramız da yetmez!..”
•
Bu ne acı bir tablodur böyle!..
Bir devlet, acziyetini itirafta bu kadar mı pervasız olur!..
O devlet ki, yıllar yılı dünyanın en pahalı benzinini, en pahalı doğalgazını, en pahalı istihdam vergisini vesairesini yüklemiştir vatandaşının sırtına!..
Yıllar yılı fedakarlık istemiştir; “aydınlık yarınlara, aydınlık yarınlara” diye diye!..
“Öl; bu vatan için sen de öl, sen de sen de!..”
•
Ve, nesillerin karşılıksız fedakarlıklarıyla bugünlere gelen devlet, şimdi gececek karşıma…
“Ben yapamıyorum, siyonistler yapabiliyor” diyecek!..
O devletin handiyse periyodik darbe yapan; örtüyü, ilahiyi, Kur’an eğitimini “muhtıralık tehditler” olarak önümüze uzatan Silahlı Kuvvetler’i, mayın temizleme işini “kıvıramayacağını” itiraf edecek!..
Kemalizmi, laikliği filan bulunmayan üç milyon nüfuslu bir terörist devletçiğe muhtaç olacağız, kendi Silahlı Kuvvetlerimizin döşediği mayınları temizleyebilmek için!..
•
Hükümetten açıklamalar geliyor…
Efendim; ne fark var?!..
Suriye sınırındaki topraklarımızla Muğla’daki topraklarımız arasında ne fark var!..
Moda’yla, Caddebostan’la Suriye sınırı arasında ne fark var!..
Hepisi vatan toprağı, hepsi bizim!..
•
Ya buna kim inanır;
Aptal mı bu millet!..
Caddebostan’dan “kuyumcu dükkanı” işleten bir Ermeni ile 605 kilometrelik Suriye sınırımızda 49 yıl boyunca “hüküm sürecek” olan Siyonistin tehdidi eş mi olacak?..
Ne demek; “Ha Ümraniye ha Suriye!..”
O sınırda 49 yıl boyunca “hububat” ekiciliği yapmakla yetinecek, tarımsal ve de mayınsal Siyonist, öyle mi?..
Başka hiçbir şey yapmayacak ya da yapamayacak!..
Devletimiz; hani, o tanklarını tamirde, mayınlarını temizlemede İsrail’e muhtaç olduğunu deklare eden devletimiz, “amaç dışı faaliyetler” sözkonusu olduğunda “dur” diyecek…
Diyebilecek!..
Buna muktedir!
Mayınlarını temizletmek için “muhtaç” olduğu İsrail’in tezgahlarını etkisiz kılmaya muktedir ama mayın temizlemeye değil!..
Öyle mi?..
“AK Parti iktidarda olduğu müddetçe ve Davos’ta ‘One Minute’ kükreyişiyle cümle düşmana korku salan Erdoğan Başbakanlıkta bulunduğu müddetçe!..”
“Sen gönlünü ferah tut!..”
Yazık ki; Başbakan “Bir dönem sonra yokum!..” dedi…
Ve yazık ki Cumhurbaşkanı Gül de, “Hiçbir hükümet kalıcı değildir” diye ekledi.
•
Bir de Sayın Başbakan, “İki Kıbrıs büyüklüğündeki arazimiz, İsrail’e peşkeş mi çekiliyor!” yollu tepkilere karşılık verirken… Konuyu tamamen alâkasız yerlere taşımaz mı?..
Hani, “Olmaz böyle şey, yaparlar mı?.. Mümkün değil” diyen AK Partilileri bile endişeye sevk edici bir tavır!..
Başbakan; bugün “İsrail yayılmacılığına dikkat çeken”lerin, “azınlıkları bu ülkeden kovanlarla” aynı zihniyette olduklarını öne sürerek savunuyor, “mayın temizleme” konusundaki pozisyonlarını…
Bu arada; “yabancı sermaye” düşmanlığı ile “Siyonizm karşıtlığını” da bir kefeye koyuyor!..
Ne alâkası var?..
Filistinliler bugün; 1, 3, beş, bin, 10 bin, 100 bin derken, “çoğunluk” haline gelen “Irkçı teröristlerle” uğraşmıyor mu?..
Siyonizmin, “azınlıktan çoğunluğa” evrilme potansiyelini yakın tarih göstermiyor mu?..Van minüt yani!..
“Bu mesele, bana 1 Mart tezkeresini hatırlatmakta!.. O günlerde de büyük sıkıntı vardı, AK Parti grubunda. Yine bakıyoruz, iktidar partisi grubunu toplamakta zorlanıyor. Sayın Başbakanın grubunu iknaya çalışması da bu konunun yeterince olgunlaşmadığını göstermekte. AK Partili vekillerin de sindiremedikleri bir durum var ortada.”
Evet, 1 Mart tezkeresinin öncesindeki gibi, büyük bir tedirginlik var!..
“Mayınlar” mutlaka temizlenmeli de, bu işin hiçbir tarafında “Siyonist teröristler” olmamalı!..Serdar Arseven – Vakit
sarseven@hotmail.com
Yaşar Nuri Öztürk danışmanı Şahane Sultan Müftüoğlu ile basıldı
Prof. Yaşar Nuri Öztürk’ün eşi Canan Öztürk’ün düzenlediği baskın sonrasında çift boşanma davası açmadı ama iki kadın mahkemelik oldu.
Prof. Yaşar Nuri Öztürk ile danışmanı Şahane Sultan Müftüoğlu arasındaki ilişki bir müddettir dedikodu olarak dolaşıyordu sonunda Canan Öztürk tarafından basıldı. Öztürk Ailesi’nden herhangi bir boşanma talebi gelmedi ancak iki kadın mahkemelik oldu. Müftüoğlu ile ailesi, 2008 Ağustosu’nda bir gazetede yer alan “Fahişeliğe geçit vermem” sözleri ve telefonlarına gelen “Murdar karılar murdar erkekler bela üzerinize çöksün” mesajları dolayısıyla Canan Öztürk aleyhine her biri 10’ar bin lira olmak üzere toplam 60 bin liralık altı ayrı dava açtı. Müftüoğlu’nun açtığı davalardan ilkinin duruşması 17 Mart’ta Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde yapıldı. Canan Öztürk duruşmaya avukatı Pelin Ersan’la birlikte katılırken, duruşmaya gelmeyen Müftüoğlu’nu avukatı Engin Yeşilyurt temsil etti. Canan Öztürk, Müftüoğlu’nun kendisine ve kocasının cep telefonlarına gönderdiği mesajlarla birlikte ilginç iddiaları içeren bir cevap dilekçesini mahkemeye sundu. Öztürk dilekçesinde özetle şunları anlattı:
“24 Kasım 2006’da Ankara’daki evimize gittiğimde kapı uzunca bir süre sonra eşim tarafından açılabildi. Kötü bir manzara ile karşılaştım. Davacı Şahane Müftüoğlu kaçarak kendisini banyoya kilitledi. Banyodan zorla çıkardığımda ıslak saçlarla iç çamaşırsız ve çıplak ayaklarla benim banyomda karşıma çıktı. Elbetteki bu durumun danışmanlık sıfatı ile bağdaşmayacağı açıktır. Doğruca yatak odasına gittiğimde karışmış bir yatak ile yatağımın baş ucunda Şahane Müftüoğlu’nun dekolte bir pozla çektirdiği çerçevelenmiş bir fotoğrafı duruyordu. Müftüoğlu’nu evimden kovarak çıkardım. Olayı babasına telefonla bildirdim.
Ne olduysa bundan sonra oldu. Telefonuma yabancı şahıslardan son derece çirkin ve müstehcen mesajlar gelmeye başladı. Çok sayıda ve tacizkár çirkin teklifler içeren bu mesajlar hakkında Beykoz Cumhuriyet Savcılığı’na şikáyette bulundum. Savcılık, emniyet kanalıyla mesajların Müftüoğlu’nun babası Fatih Müftüoğlu’nun bilgisayarından geçildiğini ve cep telefonu numaramın porno sitelerine verildiğini saptadı. Bunun üzerine baba Fatih Müftüoğlu hakkında şikáyette bulundum. Üç çocuk annesiyim ve eğitmenlik gibi saygın bir mesleğim var, suçlamaları kabul etmiyorum.”







