Doğan Grubu
Sahtekar Ertuğrul Özkök’ün son dansı da yalan çıktı
Ertuğrul Özkök Hürriyet editörlüğüne 5 yıllık olmak üzere 1990 yılında başladığını ama şartların 15 yıl daha onu bu pozisyonda bulunmaya zorunlu kıldığını ama artık nihayet kendi vaktinin geldiğini ve artık editörlüğü “kendi rızasıyla” bıraktığına dair bir köşe yazısı yazdı. Orada iğneyi kendine batırıyormuş gibi yapıp çuvaldız batırma harekatını yaptı ama ortada kaçırılan bir nokta, bir manipülasyon ve sahtekarlık vardı ve onun da kokusu bugün çıktı.
Geçmişte çok çektirdikleri, iftiralar atıp yıkmaya çalıştıkları Habertürk ekibi, adeta onların hesabını sorarcasına bu düşüşün ve kovuluşun detaylarının adım adım takipçiliğini yapıyor.
Habertürk’ün “2009 Doğan Medya için çöküş yılı” haberinde
Doğan Medya Grubu’nun lokomotifi Hürriyet Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün istifa görünümlü görevden alınma kararı ise grubun 2009’daki hezimetinin ilanı oldu. Ertuğrul Özkök’ün yıllardır kullandığı fakat artık deşifre olmuş Makyevalist yöntemleri sebebiyle karar vericiler nezdinde hiçbir itibar ve etkinliğinin kalmadığı ve bu yüzden de bu çevrelerce muhatap alınmadığı biliniyordu. Ertuğrul Özkök’ün bu yüzden görevden alındığı bir sır değil.
Doğan Medyası 28 Şubat Antremanı yapıyor
Hatırlarsınız, 28 şubat sıralarında hergün televizyondan bir şeyh fışkırıyordu. Ali Kalkancı, Aczimendiler, Fadime Şahin senaryo üzerine senaeryo, birden etrafımız örümcek ağıyla çevirilmiş gibi oldu. Doğan medyası o zaman borazanın başını tutup hergün Refah partisine sortiler düzenledi ve en sonunda 28 şubatta muradlarına erdiler. Aynı oyunu AKP’ye de yapmaya yelteniyorlar ama artık tek medya onlar olmadığı için gerçekleri öğrenecek başka kaynaklarımız bulunuyor.
Yeni bir 28 Şubat çalışması yürüten ve hız kesmeden çalışmalarına devam eden kartel medyası, bir açılışta protokole ayrılan bölüme oturan vatandaşı “Protokole şeyh oturttular” dedi ama hem şahsın sıradan vatandaş hem de protokolden bile habersiz olduğu ortaya çıktı.
Manisa’daki Yakut Ağa Sıbyen Mektebi’nin açılış töreninde bir şeyhin protokole oturtulduğu yönündeki haber yalanlandı.Milenyum Memurlar Derneği Başkanı Mehmet Yörük, açılış töreninde protokol koltuğuna yanlışlıkla oturan vatandaşın dile dolanmasını üzüntüyle karşıladıklarını söyledi.
Mehmet Yörük, “Bugün gazetelerde çıkan bazı haberler hoşumuza gitmedi. Çünkü protokolde oturan zatı tanımıyoruz. Kimin davet ettiğini de bilmiyoruz. Şu bir realite ki bu civarda bu tür insanlar var. Biz bu insanların çocuklarının modern Türkiye’yi tanıması ve modern eğitim almaları için bu tür okuma salonları ve eğitim merkezleri açıyoruz. İnsanlar zamanla bizim modern bir Türkiye oluşturmak için uğraştığımızı görecekler. Keşke medya organları bu tür haber yapmadan önce bize sorsalardı.” dedi.
Hürriyet ve Milliyetin müstehcenliğini ihbar edin
Hürriyet ve Milliyet gazete websiteleri Türkiye’de en çok ziyaret edilen sitelerden iki tanesi. Bunun sorumluluğunu taşımaları gerekirken Doğan grubu bunun aksine websitelerini adeta porno sitesi gibi erotik fotoğraflar ve çırılçıplak kadın resimleriyle dolduruyorlar. Özgürlük ve demokrasi noktasından değerlendirilirse bizce hava hoş. Peki havayı kirleten nedir? Ergenlik yaşındaki, ortaokul çağındaki çocuklarımız bu sitelere haber okumak vesilesiyle girdikleri zaman karşılaştıkları ahlaksız manzara. Bunları ihbar etmenin bir yolu var mı diye araştırırken Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu websitesinin, site ihbar kısmına rastladım.
Eğer siz de Hürriyet ve Milliyet gazetelerinin neredeyse porno sayılabilecek içeriklerinden rahatsız olduysanız ve öyle bir sayfaya denk geldiğinizde bu siteye hemen girip ihbar etmelisiniz. Yapmanız gereken tek şey altta verdiğimiz linke tıklamak ve bu ahlaksızlığa şahit olduğunuz sitenin adresini forma ekleyip göndermek:
http://www.ihbarweb.org.tr/ihbar.html?subject=5
Zaman Gazetesi ve Doğan Grubunun YAY-SAT çelişkisi
Geçtiğimiz günlerde Doğan Grubunun Vatan Gazetesinden, Zaman gazetesinin önderi olarak nitelendirilebilecek Fethullah Gülen hocaefendiye büyük bir hakaret geldi. Hocaefendinin vaaz görüntülerini rock star kılığına sokan bu vidyo, sevenlerini tahrik etmenin yanında çok kızdırdı. Ama Habervaktim’de geçen bir konuda Turgay Yener bey, bir mevzuya çok güzel dikkat çekmiş. Zaman Gazetesi haricindeki bütün mütedeyyin gazeteler Doğan Grubunun YAY-SAT’ından çıkıp Turkuvaz dağıtım şirketine geçmiş. Zaman gazetesi 900 bin trajına rağmen YAY-SAT’ı kullanmaya devam ediyor. Tabi bu dağıtım, Doğan grubu için neredeyse barajdaki su görevini görüyor, aktıkça Doğan grubu bu işten para kazanıyor. Peki neden? Nasıl? Niçin? Nasıl olur? Yani gerçekten neden? Turgay Yener beyin kafasını karıştıran konu bizim de zihnimizi bir kurt gibi düştü. Basit bir hesapla çıkan tablo şu şekilde:
Basit hesap karşıma şöyle bir tablo çıkardı:
Doğan’ın şirketi Yay-Sat günde 900 bin Zaman gazetesi dağıtıyor. Bunun karşılığında Zaman’dan yüzde 18 dağıtım parası alıyor. Doğan, bu yüzde 18’in yüzde 11’ini gazete bayilerine verirken net yüzde 7’sini kendi kasasına atıyor.
Yani “ayda 850 milyar 500 milyon lira net para” doğrudan Aydın Doğan’ın cebine giriyor.
”Sırtlan sırtlanlığını yapıyor da, niye hâlâ besleniyor”, anlam veremedim.
Kafam karıştı. Tam tamına Zaman gazetesinin her ay düzenli olarak 850 milyar 500 milyon lira parası Doğan’ın kasasına giriyor…
Yaklaşık 1 trilyon… Her ay 1 trilyon…
Dünyayı sarsan şu global ekonomik krizde iyi para!
Bu iş için bana biri izahatta bulunsa da beni bu sıkıntıdan kurtarsa!
Hürriyet’in İnternet Sitesi içi dolu turşucuk
Doğan grubunun sırtlanları, Hürriyet ve Milliyet gazetelerinin bilhassa bu aralar işi cozuttuklarını ve sitenin yarısını erotik ve neredeyse porno içerikli bir site haline getirdiklerini düşünüyordum. Ki, bir araştırma yapılmış ve Hürriyet Gazetesinin internet sitesine girenlerin sadece %44′ünün gerçekten haber okumak ve gündemi takip etmek için girdiğini, kalan %56’sının ise erotik foto galerilerini izlemek için girdiği tespit edilmiş. Bu araştırmaya kendi yazarları bile karşı çıkamaz sanırım çünkü Hürriyet.com.tr’ye her girdiğimde en çok okunan kısımda yayınlanan 10 yazıdan ilk 5′i büyük çoğunlukla erotik galerilerle veya magazin haberleriyle ilgili.
Bu da Hürriyet’in neden porno sayılabilecek foto galerileri yayınlayıp durduğunu ve ana sayfadan siteye girenlerin yaşını başını ayırt etmeden bu görüntüleri ifşa ettikleri ortaya çıktı. Hatırlarsanız bundan önce, porno ve erotik içerik filtreleyen internet servisleri hurriyet.com.tr ‘yi engellemiş ve bunun akabinde Hürriyet Gazetesi “kamuoyuna duyuru, erotik galerileri yayınlamayı durduruyoruz” diye duyuru yapmıştı. Malum düşük belde don durmaz hesabı, hürriyet gazetesinde de don durmadı ve üstünden 1 hafta geçmeden erotik ve porno foto galerilerini yayına koydular.
Hürriyet’e bakanlar okuyanlardan fazla
Hürriyet Internet Sitesi okurlarının sadece % 44`ü haber metinlerinin bulunduğu alanlara giriyor. İnternette tıklanma oranlarını ölçen Alexa sitesinde yer alan verilere göre kalan yüzde 56 ise ağırlıklı olarak “erotik” görüntülerin yer aldığı foto galerilerini tıklıyor.Hürriyet`in bazı ülkelerde “pornografik site” olduğundan dolayı yasaklı olduğu kulaktan kulağa dolaşıyor. Hangi ülke olduğunu kimse bilmiyor, ama iddiayı “hadi canım sen de” diyerek bir çırpıda yok saymaya kalkanlar, Hürriyet Gazetesi`nin internet sayfasına girdiklerinde “gerçekten de olabilir” diye düşünmekten kendilerini alıkoyamıyor.
Dileyenlerin “http://www.alexa.com/data/details/traffic_details/hurriyet.com.tr” adresinden ulaşabileceği kamuya açık istatistiklere göre Hürriyet Internet Sitesi okurlarının sadece % 44`ü haber metinlerinin bulunduğu “hurriyet.com.tr” alanına giriyor.
Geri kalan okurlar nereyi görüyor? Elbette foto galerileri!
Eh, Hürriyet porno görüntüler yayımlamakta haksız sayılmazmış. (tumgazeteler.com)
Kaynak: Hürriyet’e bakanlar okuyanlardan fazla
Milliyet Gazetesine Mesut Yılmazdan yalanlama
Cumhuriyet gazetesinin ergenekon ile ilgili yaptığı bir yayını Mesut Yılmaz yalanladığı halde Milliyet gazetesi tekrar aynı haberi sanki doğruymuş ve kaynağından doğrulanmış gibi yayınladı.
Mesut Yılmaz, Ergenekon soruşturmasıyla ilgili kendisine atfen yayınlanan sözlerin gerçekleri yansıtmadığını açıkladı. Fakat Milliyet yalanlamayı göz ardı edip bugün doğruymuş gibi haberleştirdi. Milliyet internet sitesi de tekzip edilen haberi sürdürmeye devam ediyor.
Milliyet Gazetesinin ikinci tuhaf haberi Fethullah Gülen’le ilgili. Günlerdir Tuncay Güney’in ciddiye alınmayacağına, ifadelerinin saçma ve yalan olduğuna dair manşet manşet haber yapan Milliyet bugün Güney’in bir sözünden de değil onunla konuşan bir kişinin gözleminden hareketle tuhaf ve sinsi bir habere imza attı.
Milliyet Gazetesinin ciddi ve doğru habercilik gibi prensipleri olduğunu sürekli vurgulayan Sedat Ergin’in bu haberle ne gibi bir maksat güttüğü anlaşılamıyor.
Milliyet Gazetesinin tuhaf ve kötü gazetecilik dersi tam sayfa haberi şu satırlarla başlıyor:
“Gülen sorularında terledi. Güney’in çok kolay anlatan biri olduğunu belirten İhtiyaroğlu, ‘Fethullah Gülen ile ilgili sorulara çekimser cevaplar verdiğini, tedirgin olup terlediğini gördüm. Bu durumdan şüphelendim’ dedi…”
HaberVaktim’de yalan haberi okucularına şu şekilde duyurdu:
Yerli Pravda Cumhuriyet’in, dün yalanlanan bir haberini bugünkü Milliyet, doğruymuş gibi yeniden haberleştirerek tekzip yemiş bir haberi sürdürdü.
Milliyet, Cumhuriyet’de haber çıktıktan sonra Eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz tarafından yalanlanan olayı şu ifadelerle yazdı:
“MİT ve Emniyet’teki yasadışı oluşumlar konusunda açıklamalarda bulunan eski Başbakan Mesut Yılmaz, ‘MİT’teki yasadışı yapılanma Emniyet’e kaydı. Emniyet’te yalnızca hükümete değil, Fethullah’a çalışan da bir yapılanma var’ dedi.”
Eski Başbakanlardan Rize Bağımsız milletvekili Mesut Yılmaz, Ergenekon soruşturması ile ilgili olarak Cumhuriyet Gazetesi’nde kendisine atfen yayınlanan sözlerin gerçekleri yansıtmadığını söylemiş, haberi yazan muhabirin kendisine ait düşünceleri ısrarla söyletmek istediğini vurgulayarak; “Gazetede yayınlanan ifadeler bana ait değildir. Bana, MİT’te çekişme olduğuna ilişkin geçmişteki sözlerimi hatırlattı ve bu çekişmenin bugün de olup olmadığını sordu. Ben de çekişmenin mahkemeye intikal ettiğini söyledim. Emniyet’teki siyasallaşma iddiaları ile ilgili olarak da medyaya bu yönde bazı haberler yansıdığını belirttim. Benim söylediklerim bunlar” değerlendirmesinde bulunmuştu.
Kaynak: Milliyet kafayı yedi!
Doğan Yayın Holding Azınlık Hisselerini Satıyor
Doğan Yayın Holding’in azınlık hisseleri satılıyor
Doğan Şirketler Grubu Holding, medyadaki temsilcisi, bağlı ortaklığı Doğan Yayın Holding’in azınlık hisselerinin stratejik bir ortağa satılması konusunda çalışmalara başladı. Doğan Holding’in, Doğan Yayın Holding’de yüzde 72,76 hissesi bulunuyor.Doğan Yayın; Hürriyet, Milliyet, Radikal, Posta, Fanatik, Referans, Turkish Daily News gazeteleri ile Kanal D, Star TV, CNN Türk, Dream TV’yi bünyesinde barındırıyor.
Doğan Grubunun medya hükümranlığını görmek için tam listeye burdan bakabilirsiniz.
Doğan Yayın Grubu Zarar Ediyor
Doğan Yayın’ın zararı 43 milyon lira
Doğan Yayın Holding, yılın ilk 9 ayı için 43 milyon yeni lira net zarar açıkladı. Holding, geçen yılın aynı döneminde 622 milyon lira kâr açıklamıştı.Şirketin, bu sene için 4 milyar YTL’lik satış hedefi bulunuyor. Öte yandan Hürriyet Gazetecilik’in 3. çeyrek net kârı yüzde 76,8 düşüşle 10,3 milyon YTL’ye geriledi. Dokuz aylık dönemdeki net kârı ise yüzde 33 gerilemeyle 57 milyon YTL oldu.
Hürriyet ve Milliyete Başbakanlıktan yalanlama
Konu Doğan grubunun iki tazısı Hürriyet ve Milliyet olunca, sözler yalan ve yanlı haberden şaşmıyor. İngilizcede kullanılan “last but not least”, “sonuncusu ama en az bundan öncekiler kadar önemli” manasında kullanılan tabir gibi Hürriyet ve Milliyet’in en son yazdıkları çarptırılmış haber ama en az bundan öncekiler kadar önemli. Çamur at izi kalsın şeklinde yaptıkları ve ön yargılı zihinlerde leke bırakan bu haberlerle Hürriyet ve Milliyet başarılara imza atıyor mu, bizce başarılı oluyor. Çünkü yalan yaptıkları haberleri internet sitelerinin ana sayfalarından veya gazetelerinin manşetlerinden duyururken, bu haberlere verilen cevapları ya 3-4 sayfadan veya internet sitelerinin dibinden köşesinden yayınlayarak, kirlettikleri zihinleri temizlemiyorlar. Buyrunuz haber şu şekilde:
Bugünkü Hürriyet ve Milliyet gazetelerinde bir muhabirin Başbakanlık akreditasyon kartının yenilenmemesi, çarpıtılarak sunulmuştur.
Hürriyet gazetesi, akreditasyon uygulamasının başladığı 2005 yılından beri ilan edilmiş bulunan “Başbakanlığın düzenli izlenmesi” kriterinin yeni getirildiğini iddia etmiştir.
Milliyet gazetesi ise, tek taraflı haberinde, Başbakanlığın “Akreditasyon açıklaması’nda ayrtıntılara girilmeden bütün ihlalleri kapsayan genel gerekçe olarak ‘ilan edilen objektif kriterlerin açıkça ihlal edildiği’ hususu belirtilmiş olmasına rağmen, bu gerçek yok sayılmış, ‘düzmece haber ve fotoğraf’ gibi özel vakalara atıflı gerekçe, genel gibi gösterilmiştir.
Gerek kriterlerin yer aldığı akreditasyon duyurusu, gerekse Milliyet’in haberinde atıfta bulunulan ‘Akreditasyon açıklaması’ndan ilgili ifadeler, hiçbir yanlış anlamaya mahal bırakmayacak şekilde açıktır.
Ayrıca, ilk akredite edildiği 2005 yılından itibaren Başbakanlığı düzenli olarak izlemediği açıkça görülen bir gazete ve muhabirinin neden ‘sürekli akreditasyon kartı’na ihtiyaç duyduğu, anlaşılamamaktadır.
Hürriyet ve Milliyet gazetelerinin tek yanlı ve gerçekleri çarpıtan haberlerinden anlaşıldığı üzere, akreditasyon duyurusu ve ilgili açıklamaların okunmamış ya da bilinmemiş olması, hiç bir şekilde geçerli mazeret olamaz.
Kamuoyumuzun doğru bilgilendirilmesi amacıyla ‘akreditasyon duyurusu’ ve ‘akreditasyon açıklaması’ndan ilgili ifadeler ile sözkonusu gazete haberlerinin küpürlerini dikkatinize sunuyoruz.
Kaynak: Yine Doğan grubu, yine yalanlama!
Aydın Doğan’ın Deniz Feneri linçi
Yardımsever insanların dini duygularıyla oynanıyor, kandırılıyor, aldatılıyorlar diye diye insanların yardım etme damarını kurutan Aydın Doğan medyası ve diğerleri Deniz Feneri derneğinin hiçbir kamuoyu açıklamasını gündeme taşımadılar, söz hakkı tanımadılar. Söz hakkı tanınmayan kimselerden bir tanesi de Deniz Feneri hareketine hazırladığı televizyon programıyla öncülük eden Uğur Arslan. Haber 7 ye verdiği demeci sizlerle paylaşıyoruz.
İşte Uğur Arslan’ın Deniz Feneri ile ilgili cevabı:
DERİN BİR IZDIRAP İÇERİSİNDEYİM
Bundan 11 yıl önce insanlık adına doğru, düzgün ve dürüst bir adım atmıştım. Yapmaya başladığım tv programının adı ‘Deniz Feneri’ydi. Bir yıl içinde Deniz Feneriyle aynı adı taşıyan bir yardımlaşma derneği oldu. 1998 yılında kurulan bu derneğin 2002 yılına kadar başkanlığını yaptım. Ayrıldıktan sonra Nisan 2008′e kadar sözleşmem icabı sadece sunuculuğuna devam ettim.
Ben işin başında, insanlık adına doğru bir adım atmıştım; gerisi insanlığa kalmıştı.
Şimdi yıllar önce böyle bir işe başladığıma pişman olup olmadığımı sorarsanız, bu işe başladığıma kesinlikle pişman değilim. 11 yıl bu ülkenin dağını-taşını, köyünü-bucağını gezip yüz binlerce kişinin duasını duydum. Gözlerimin önünde yüz binlerce kişinin karnı doydu, binlerce kişi ev-bark, iş-güç ya da sıhhat sahibi oldu. Yine her şey tv ekranlarında yüz binlerce seyircinin gözü önünde cereyan ediyordu. Şahit olduğum her iyilik gerçekti, doğruydu ve belgelenmişti. Ama bir de mutlak gerçek vardı ; “hiçbir iyilik cezasız kalmazdı”.
Son günlerde, Almanya’da kurulmuş olan “Almanya Deniz Feneri e.v” isimli derneğin iki yöneticisi için görülmekte olan davanın iddianamesine dayanarak, henüz dava sonuçlanmadan, neredeyse tüm Deniz Feneri camiasını kapsayan acımasız idialar içeren haber ve yazılar nedeniyle derin bir ızdırap içerisindeyim.
Davanın sonucu ne olursa olsun, sadece Türkiye’de değil dünyada 40 kadar ülkeye ismini yazdırmış olan Deniz Feneri’nin tamamıyla yeryüzünden silinme çabasının; insanlık dışı, acımasızca, kin ve nefret dolu bir teşebbüs olduğu kanaatindeyim. Şu an beni şahsen başımıza gelmiş veya gelecek olan üzücü tutumlar değil, şayet Deniz Feneri yeryüzünden silindiği takdirde, şu an hala bu organizasyondan yardım alan, karnı doyan, barınma ve sağlık yardımı alan yüz binlerin halinin daha sonra ne olacağı düşüncesi beni inanılmaz bir üzüntü denizinin içine çekmektedir.
Başımıza gelmesi imkânsız diye düşündüğümüz şeyleri yaşamaktan ibarettir hayat. Bu gün benim hakkımda kim ne düşünür veya söylerse söylesin, ben sahip olduğum iki evladıma, bir “utanç hikâyesi” değil, bir “insanlık efsanesi” miras bıraktığıma eminim. Fakat ısrarla bana da asılsız bir utanç yaftası yakıştırmaya çalışanlar bilmelidir ki; “kimse bu dünyada yaptığını yaşamadıkça can vermez”.




