Genel
Kemal Kılıçdaroğlu ve Batı Çalışma Grubu Raporu
Kemal Kılıçdaroğlu, kurumda ‘Kürtçü, mezhepçi ve bölücü’ faaliyetlerde bulunmuş. Burslu olarak Fransa’ya gönderildiği dönemde Paris Kürt Enstitüsü’nün müdavimlerinden olmuş. Karabulut olan soyadını 1966′da Kılıçdaroğlu olarak değiştirmiş. Kemal Kılıçdaroğlu’nun Dersim isyanına katılan Kureyşan aşiretine mensup olduğu ileri sürülen belgelerde, annesinin ismi Yamoş olarak geçiyor.
BÇG’nin Kılıçdaroğlu’nu fişlediği iddiası Bugün Gazetesi’nde yer aldı.
Gazetenin haberine göre, 28 Şubat sürecinde SSK Genel Müdürü olan Kemal Kılıçdaroğlu‘nun dosyasında nüfus verilerinden eğitim amaçlı olarak gönderildiği Paris’teki faaliyetlerine kadar çarpıcı bilgilere yer veriliyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun döneminde 10 bine yakın kişinin SSK’da işe alındığı öne sürülürken, söz konusu şahısların tamamına yakınının ‘Alevi-Kürt’ olduğu savunuluyor. Raporda, Kemal Kılıçdaroğlu zamanında 100′den fazla PKK ve TKLP terör örgütü mensubunun kritik noktalara yerleştirildiği iddiası da yer alıyor: “Haklarında kamu hizmetinden ömür boyu men kararı olan çok sayıda örgüt mensubu, kritik noktalarda işe alınmıştır. SSK Ankara başhekimi yapılan Dr. G.A.’nın kuruma aldığı ambulans telsizleri, kırsalda ölü ele geçirilen PKK militanlarının üzerinde çıkmıştır. İstihbarat kurumlarının uyarılarına rağmen çok sayıda örgüt mensubu Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki kurumlara yönetici olarak atanmıştır.”
’100 akrabasını işe aldı’ iddiası
BÇG fişlerine göre, Kemal Kılıçdaroğlu döneminde kurumda bölgesel kadrolaşmaya gidilmiş. Batı illerinde ve özellikle büyükşehirlerde yüzde 50′yi bulan personel açığı varken Tunceli, Sivas, Elazığ ve Amasya gibi illerde yüzde 80′den fazla personel istihdam edilerek ‘bölgecilik-mezhepçilik’ yapılmış. Kemal Kılıçdaroğlu, yüze yakın akrabasını işe almış. BÇG belgelerinde işe alınan akrabaların nüfus kayıtlarına da yer verilmiş.
‘GİZLİ’ ibareli BÇG notlarında Kemal Kılıçdaroğlu’na atfedilen iddialardan en dikkat çekici olanı ise yüksek yargı ile olan ilişkileri. Kemal Kılıçdaroğlu’nun özellikle Danıştay 5. Dairesi ve bölge idare mahkemesi ile yakın ilişki içinde olduğuna dikkat çekilen notlarda, “İdare mahkemesinden ve 5. daireden çok sayıda kararı lehine çıkartmıştır. Mahkeme üyelerinden bazıları ile aynı apartmanda oturmakta ve briç oynamaktadır.” bilgisine yer veriliyor.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun cevaplayamadığı sorular
Kemal Kılıçdaroğlu, her soruya cevabı olan çok dürüst, alnı açık, sırtı pek bir siyasetçi olarak çıktı meydana. Herşeye bir lafı bulunuyor ama cevap vermekten kaçındığı sorular da var. Bilhassa yolsuzluk, hırsızlık gibi mevzularda çok önemli olan “ekip” mefhumuyla ilgili sorulara hiçbir cevap vermiyor. CHP’nin kendisini İstanbul Belediyesi için adeta tazı olarak seçmesi ve herşeyin önüne onu atması ve geri planda yolsuzluklarıyla ve hırsızlıklarıyla bilinen kimseleri saklayıp, seçimden sonra yanına vermeye hazırlanmasına hiçbir cevabı bulunmuyor.
Kemal Kılıçdaroğlu, CHP ile ilgili iç sorunlar konusunda ise tek kelime etmeye yanaşmıyor. Beykoz’da hakkında onlarca dosya olan, mahkemeleri hala devam eden bir ismin aday yapılması ile ilgili soru karşısında Kılıçdaroğlu, o güçlü duruşunu bir anda kaybediyor.
“Adayları tartışmak istemiyorum. Çünkü aday belirleme konusunda benim bir dahlim olmadı. Maalesef uygulama böyle. Dolayısıyla ben şununla çalışırım, bununla çalışmam demek durumunda değilim. Ben kendi kurallarımı koyup hizmet edeceğim.”
İstanbul’daki mevcut 4 belediye başkanı hakkında da bazı şaibelerin bulunduğunun hatırlatılması üzerine Kemal Kılıçdaroğlu, savaş meydanında bütün silahları elinden alınmış bir cengavere dönüşüyor.
Kendi ilkelerinin olduğunu hatırlatıyor. belgeleri olmadan, kimseye şaibeli damgası vurulamayacağını söylüyor. “O onu dedi, bu bunu dedi ile uğraşırsak biz iş yapamayız” diyor.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun cevap vermekten kaçındığı soru ise şu oldu: “Sizin birey olarak dürüst olduğunuz konusunda kimsenin şüphesi yok. Siz başkanlığa seçildiniz diyelim. Böyle şaibeli isimler ilçelerin başında olacak. Hatırlarsanız 1989 seçimleri sonrasında başkan olan Nurettin Sözen hakkında da hiçbir şaibe yoktu ve çıkmamıştı da. Ama o dönemde İstanbul Belediyesi yolsuzluk ididalarıyla sarsıldı. Siz de Sözen durumuna düşmeyecek misiniz?”
Kemal Kılıçdaroğlu, bu soruya cevap vermekten kaçındı, “Bizim kurallarımız olacak” demekle yetindi.
Ünal TANIK / Haber 7
tanik@haber7.com
Kemal Kılıçdaroğlu SSK’yı Nasıl Batırdı
Yarın belediye seçimi olsa İstanbulda kime oy verirsiniz?
- Kadir Topbaş - AKP (60%, 285 Votes)
- Kemal Kılıçdaroğlu - CHP (33%, 156 Votes)
- Ahmet Turgut - MHP (5%, 24 Votes)
- Mehmet Bekaroğlu - SP (2%, 9 Votes)
- Ahmet Vefik Alp - DSP (0%, 4 Votes)
Total Voters: 478
Kemal Kılıçdaroğlu hergün televizyonlarda boy gösterip, nasıl başkan olacağını, çok dürüst bir yönetim getireceğini söyleyip duruyor. Bunun yanında belediyede çalışan başörtülü hanımlara, mühendislere nasıl bir tavır alacağıyla ilgili açık birşey söylemekten kaçınıyor ve “temizlik işçisi bayanların problem olmadan çalışabileceğini” belirtiyor ama kendisi devamlı maval okurken karnesindeki notlar ne diyor?
Bürokrat geçmişinden geldiğini her fırsatta belirten ve siyasetçi olmadığını, dürüst bir anadolu çocuğu olduğunu kanıtlamaya çalışan Kemal Kılıçdaroğlu bundan önce neler yapmış? SSK’nın başında 1992′den 1999′a kadar genel müdür olarak görev yapmış. 1992 yılına kadar zarar etmeyen Sosyal Sigortalar Kurumu, Kemal Kılıçdaroğlu ile 7 yıl boyunca her sene zarar etmiş. Bu yıllarda ortaya çıkan yolsuzlukar, hırsızlıklar cabası. %350 zarar ettirdiği devlet kurumu için SSK’nın zarar etmesinin arkasında devletin ve kanunların olduğunu belirtiyor.
Youtube vidyosu:
Kemal Kılıçdaroğlu Acıların Çocuğu
Yarın belediye seçimi olsa İstanbulda kime oy verirsiniz?
- Kadir Topbaş - AKP (60%, 285 Votes)
- Kemal Kılıçdaroğlu - CHP (33%, 156 Votes)
- Ahmet Turgut - MHP (5%, 24 Votes)
- Mehmet Bekaroğlu - SP (2%, 9 Votes)
- Ahmet Vefik Alp - DSP (0%, 4 Votes)
Total Voters: 478
Kemal Kılıçdaroğlu ile ilgili yazı yazmaya devam ediyoruz. Bu sitenin adını “Kemal Kılıçdaroğlu seçilmesin” diye koymayı bile düşünüyoruz. Neden mi? Kendisinde proje yok laf çok. Resmen mahalle karısı kavgalara girip, devamlı tribünlere oynuyor. Zekice… AKP kendisine verilen güveni o kadar boşa harcadaki meydan Kemal Kılıçdaroğlu gibi yaptığı işlerde hep başarısız olmuş, SSK gibi geliri zaten garantilenmiş bir kurumu zarar ettirmeyi başarmış birisini İstanbul Belediyesine başkan adayı olacak noktaya getirmişlerdir. Kendisinde proje olmayıp bolca laf bulunduğu için de, Süleyman Demirel’in 1970-80 lerde yürüttüğü seviyesiz bir siyaset anlayışı sürdürmeye devam ediyor.
Nedir peki bu seviyesizlik? İstanbulda kiraladığı evi, basın mensuplarına göstermesi ve “ben halktan biriyim, sefilim, acıların çocuğuyum, benim karşımdakiler götürüyor, sizi sömürüyor” mesajı vermek. Bu kadar ucuz mu oy kazanmak? Kağıthaneden ev kiralayıp, 850 YTL’ye aldığını basın mensuplarına söyleyip oy toplamak?
ekşi sözlükte konuyla ilgili bizim gibi yorum yazanlar da çok yadırgıyor:
850 liraya kağıthane’de ev tutmuş, süper. ama evi basın mensuplarıyla gezmenin manası ne çözemedim. haklı olarak yaratılan “dürüst adam” imajına katkı yapmak için böyle düşünülmüş eyvallah da hiç samimi değil, 850 liraya ev tutan “mütevazi adam”ın evine basın mensuplarını çağırıp gezdirmesi mantıklı mı, değil. kemal kılıçdaroğlu’nun son dönemde yarattığı imaja ters gelen bir hareket olmuş, keşke yapmasaymış.
Böyle bir basitlik olabilir mi?
Ercan SARIKAYA / İSTANBUL (AJANS HABERTÜRK)
CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Kağıthane’de kiraladığı evinde gazetecileri ağırladı. Önce evinin yakınında bulunan Cumhuriyet Halkevi’ni ziyaret edip okuma yazma kursuna katılan kadınlarla sohbet eden Kılıçdaroğlu, 850 TL’ye kiraladığı 5 katlı binanın üçüncü katında bulunan dairesinde gazetecilere çay ikram etti.
Kemal Kılıçdaroğlu hakkında fezleke
Yarın belediye seçimi olsa İstanbulda kime oy verirsiniz?
- Kadir Topbaş - AKP (60%, 285 Votes)
- Kemal Kılıçdaroğlu - CHP (33%, 156 Votes)
- Ahmet Turgut - MHP (5%, 24 Votes)
- Mehmet Bekaroğlu - SP (2%, 9 Votes)
- Ahmet Vefik Alp - DSP (0%, 4 Votes)
Total Voters: 478
Kemal Kılıçdaroğlu’nun Almanyada PKK’lılarla basıldığınız yazmıştık. Üstünden biraz geçmiş olmasına rağmen adalet olayın peşini bırakma taraftarı değil. Kemal Kılıçdaroğlu hakkında suç duyurusu yapılınca Üsküdar savcılığı, milletvekili korumasının kaldırılması için fezleke hazırlayıp meclise vermeye hazırlanıyor. Kemal Kılıçdaroğlu ne kadar benim bunlarla alakam yok dese de Alman makamlarından evraklar çıkınca ne yapacak çok merak ediyorum.
Üsküdar Cumhuriyet Savcılığı, CHP milletvekili ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında dokunulmazlığın kaldırılması için fezleke hazırlayacak. Meclis’in Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlığını kaldırması halinde dava açılabilecek.
Savcılığa suç duyurusunda bulunan araştırmacı-yazar Talip Doğan Karlıbel, Kılıçdaroğlu hakkında “Bölücü terör örgütü PKK ile Almanya’da işbirliğine gitme ve onlara yataklık yapma, AK Parti hükümeti ve Başbakana komplo düzenlemek, hükümeti bir sivil darbeyle devirmek” suçlamasını yaptı.
Bir dönem Alman Emniyeti’nde görev yapan araştırmacı-yazar Talip Doğan Karlıbel, CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında Üsküdar Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu. CHP’nin Alman Ebert Vakfı’ndan para aldığı iddialarını gündeme taşıyan Karlıbel, Kılıçdaroğlu hakkında “Asılsız iftira ve şahsıma yönelik tv kanalları, yazılı basın ve internet basınında suçlama. Üsküdar Adliyesi’nde bulunan (2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/118 Esas, 2005/279 nolu kararı) dosyamın içinden alınan evrak üzerinde oynama yapılıp olayı saptırarak uyuşturucu sattığımı ifade etmektedir. Ayrıca basın kuruluşlarına bu evrakın sızdırılması. Bölücü terör örgütü PKK ile Almanya’da işbirliğine gitme ve onlara yataklık yapma. Türkiye’nin üniter yapısını bozmak isteyen Alman siyasi vakfı Friedrich Ebert Vakfı ile proje çalışması adı altında (Yeni Türkiye Projesi) üzerinden Türkiye’yi bölmek. AK Parti hükümeti ve Başbakan’a komplo düzenlemek ve hükümeti bir sivil darbeyle devirmek.” suçlamalarını yaptı.
Başvurudaki iddiaları yerinde gören Üsküdar Cumhuriyet Savcılığı ise CHP’li Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlığının kaldırılması için fezleke hazırlayacak. Savcılık dosyaya ’2009/2232′ numarasını verdi. Üsküdar Cumhuriyet Savcılığı’nın hazırlayacağı fezlekeyi Meclis Başkanlığı’na göndermesi bekleniyor. Meclis’in Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlığını kaldırması halinde dava açılabilecek.
CHP’nin Ebert Vakfı’ndan yardım aldığını Alman kaynaklarından aldığı belgelerle ispatladığını dile getiren araştırmacı-yazar Talip Doğan Karlıbel, Cumhuriyet Savcısı Mehmet Mahir Kara’nın soruşturma başlattıktan sonra CHP’lilerin kendisine olan tavırlarının değiştiğini belirtti. Savcılığın şikayetini yerinde gördüğünü ve kendisine Kılıçdaroğlu hakında fezleke hazırlanacağının söylendiğini aktaran Karlıbel, milletvekillerinin dokunulmazlığının çok zor kaldırıldığına dikkat çekti. Karlıbel, son sözü yargının söyleyeceğini ifade etti.
Doğrular ortaya çıkınca şahsına çamur atmaya başladıklarını anlatan Karlıbel, “Oysa 2006 yılında CHP milletvekilleri 05.10.2006 tarihinde girişimlerim neticesinde Necip Hablemitoğlu cinayeti hakkında Meclis soruşturma açılması için imza topladılar ve soruşturma başlatıldı. CHP milletvekilleri, Meclis soruşturma yazısında hakkımda araştırmacı yazar olduğumu kabul etmişlerdir. Şimdi ise basın yoluyla şahsıma yönelik asılsız iftira ve suçlamalar yapılıyor. Suç duyurumu CHP milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve yandaşları bölücü terör örgütü PKK ili ilişkileri olduğunu ayrıca Türkiye’nin üniter yapısını bozmaya çalışan Friedrich Ebert Vakfı’nın üyesi olduklarını ve bu vakıf üzerinden Almanya’da Türkiye aleyhine propaganda yapmaları hakkındadır. Sanığın eylemlerinin Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddelerinin ihlal niteliklerinin ve sonucundan cezalandırılmasını istiyorum.” dedi.
Üsküdar Adliyesi’nde bulunan ve arşive kaldırılmış dosyasının bir milletvekili tarafından dışarı çıkarıldığını ileri süren Karlıbel, bu durumun “İnsan haklarına aykırı, Türk hukuk devleti ilkelerini saymamak ve çiğnemek.” olduğunu belirtti. Dosyayı kimin çıkardığını da bildiğini anlatan Karlıbel, olayın peşini bırakmayacağını söyledi.
Kemal Kılıçdaroğlu Tam bir Şovmen
Yarın belediye seçimi olsa İstanbulda kime oy verirsiniz?
- Kadir Topbaş - AKP (60%, 285 Votes)
- Kemal Kılıçdaroğlu - CHP (33%, 156 Votes)
- Ahmet Turgut - MHP (5%, 24 Votes)
- Mehmet Bekaroğlu - SP (2%, 9 Votes)
- Ahmet Vefik Alp - DSP (0%, 4 Votes)
Total Voters: 478
Kemal Kılıçdaroğlunu medyadan takip ediyorsanız ne dediğimi çok iyi biliyorsunuz. Televizyonlara her 2-3 günde bir çıkıp “başbakan şunu bunu biliyor mu açıklasın” diye konuşup duruyor. Ankara’da Melih Gökçek’e hakaret derecelerinde saldırılarda bulundu ama mahkemeye akseden hiçbir dava bulunmuyor. Bunun yanında Melih Gökçek birkaç seferdir çıkıp “benim aleyhimde birşey bulan ve mahkemeye vermeyen şerefsizdir” diye açıklama yapıyor, Kemal Kılıçdaroğlu’ndan çıt yok. Peki neden? Çünkü artık amaç değişti. Şu anda Kemal Kılıçdaroğlu’nun gözünü İstanbul bürüdü. Medyanın önünde Baykal’dan çok artık Kemal Kılıçdaroğlu var. CHP baktı ki laiklik taktikleri yemiyor, Atatürk’ü siyasete alet etmekle bişey kazanılmıyor en iyisi biz “yolsuzlukları siyasete alet edelim” dediler. Kemal Kılıçdaroğlu da aralarında ele gelen en temiz çıktı (SSK’da batırdığı trilyonları saymıyoruz) onun eline tutuşturdular, o da av köpeği gibi dosyalarla saldırmaya başladı. Peki projeler nerde?
Syktürk’ten Enver Atasever, Kemal Kılıçdaroğlu‘nu programına davet etti. Kemal Kılıçdaroğlu’nu desteklediğini ve İstanbulda bütün gençliği boyunca AKP’nin yönetimde bulunduğundan dem vuran Enver Atasever, yayına neredeyse Kemal Kılıçdaroğlu aşığı kim varsa bağlattı. Programın kapanışında hiçbir kasıt olmadığını ve seyircilerin rastgele olduğunu belirtse de, telefonla programa bağlanan herkesin “Kemal Kılıçdaroğlu bizim adayımızdır, kendisini çok seviyoruz” diye naralar atması ne kadar doğal ve inandırıcı hiç bilemiyorum.
Kemal Kılıçdaroğlu, yayına bağlanan bütün seyircilere “tabi efendim onlar da geliyor, projelerimizi bekleyin” diyor. Seçimlere şurada şu kadar kalmış, SSK’da trilyonları batıran bir adam, sırf eline birkaç dosyayı alıp birkaç sahtekarı indirdi diye Robin Hood gibi geçmiş, “beni seçin” diyor.
Eh bizim milletimiz de Kemal Kılıçdaroğlunun bu numaralarını yerse, İstanbula geçmiş olsun demekten başka bi çaremiz bulunmuyor.
Nur Serter her 10 yılda bir kendini yeniliyor
Nur Serter kimdir? yazımızın ikinci kısmı olarak, Nur Serter’in her 10 yılda değiştirdiği kabuğunu ve paradoksal geçmişini inceliyoruz. Ailesiyle, kendi kişisel geçmişiyle, siyasi hareketiyle ve bilhassa dini duruşuyla ilgili her adımda kafa karışıklığı oluşturan Nur Serter, karşımıza her bakımdan değişik birisi olarak çıkıyor. 1960, 1970, 1980, 1990 ve 2000′de laboratuarda kullanmak için kendisinden örnek aldığımız zaman her seferinde farklı bir Nur Serter olarak karşımıza çıkıyor. Buyrun siz de izleyin:
- Nur Serter 27 Mayıs 1960′daki askeri darbeye katılan subaylardan kurmay albay Emin Aytekin’in kızı. 27 Mayıs’ta İstanbul Örfi İdare Kurmay Başkanı olan Emin Aytekin, darbeci Talat Aydemir’le ilişkisi olduğu gerekçesiyle 1962′de ordudan çıkarılan subaylar arasında yer alıyor. Ayrıca ikili arasında akrabalık bağı da mevcut.
- Nur Serter, 1970′lerde İktisat’taki ülkücü akademisyen grubunda yer aldı. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün 27 Mayıs 1976′da Türkiye için en büyük tehlikenin Pantürkizm ve Panislamizm olduğunu vurguladığı demecine karşı yayınlanan bildiride Nur Serter’in de imzası var. MHP yanlısı Devlet gazetesinde yayınlanan bildiriye Tunca Toskay, Turan Yazgan, Celal Erçıkan ve Enis Öksüz’ün yanı sıra Prof. İhsan Süreyya Sırma ve Prof. Esat Coşan da imza attı. Geçtiğimiz yıllarda hayatını kaybetmiş Coşan’ın Türkiye’de yaygın bir cemaatin lideri olduğu biliniyordu.
- Nur Serter 1980′li yıllarda Beyti Dost olarak anılan reenkarnasyoncu grubun “Sevgi Dünyası” adlı yayın organında yazdı. Ruh çağırma seansları düzenleyen grup, liderleri Dr. Refet Kayserilioğlu’nun ilahi mesaj aldığına ve olağanüstü güçlere sahip olduğuna inanıyor. UFO’ların 4. Düzen varlıkları olduğuna, dünyayı korumak için görevlendirildiklerine, bu görevin de Beyti Dost tarafndan, yani Dr. Kayserilioğlu tarafından verildiğini savunan grubun faaliyetleri geçtiğimiz yıllarda durduruldu. Nur Serter’in yazdığı Siyasal İslam’da Din Tekeli adlı kitabı Refah Partisi’nin kapatılması davasında kaynak olarak kullanıldı.Nur Serter, 30 yıl içinde kendisinin de büyüyüp geliştiğini savundu. EVET, O BENDİM Sabah yazarı Murat Bardakçı`nın köşesinde ortaya attığı iddiayla ilgili konuşan Serter, “O dergideki Nur Serter, evet benim. Ancak bunlar 30 sene önceydi. Benim ne o zamanlar ruhla filan alakam olurdu, ne de şimdi” dedi.
- Nur Serter 1990′lı yılların başında yurt dışındaki Türk çocuklarının ve gençlerinin “Türk manevi değerlerine ve ananelerine” göre yetiştirilmesi gerektiğini, onların yetiştirilmesinde Türkiye’ye bağlılıklarını arttırmak için “manevi” bağlılığın öne çıkartılmasını ön görüyor.
- Nur Serter sene 1997 zamanı geldiği zaman; sahte şeriatçı toplulukların, Aczimendilerin odak noktası olan İstanbul Üniversitesinin rektör yardımcısı olarak karşımıza çıkıyor. Başörtüsüne, İmam Hatiplilere, Refah Partisine karşı açılan cephenin en büyük savunucularından birisi oluyor. İstanbul Üniversitesini adeta Askerin bir kışlası haline getiriyor ve ünlü ikna odalarını kurup başörtülü kız öğrencilerin başlarını açmalarına ikna ediyor.
- Sene 2008. Nur Serter Ergenekon örgütüyle ilgili ilginç bir ilişkiler yumağının içinde karşımıza çıkıyor.-Nur Serter’in babası Emin Aytekin ne olduğu anlaşılamayan Encümen-i Daniş grubunun üyesi çıkıyor.
-Ergenekon terör örgütü davası kapsamında göz altına alınan Orgeneral Şenol Eruygur paşanın başkanlığını yaptığı Atatürkçü Düşünce Derneğinin (ADD) başkan yardımcılığını Nur Serter sürdürüyor
-Yine aynı dava kapsamında göz altına alınan ve hakkında araştırma yapılan İstanbul Üniversitesi eski rektörü Kemal Alemdaroğlu’nun yardımcısı Nur Serter.Nur Serter, ergenekonla ilgili her göz altından sonra ya basın açıklaması yaparak yada göz altına alınan kişilerin yakınlarını ziyaret ederek, CHP’nin bu göz altılarını kanunlara aykırı bulduğunu ve göz altındaki herkesin serbest bırakılmasını tekrarladı. Sonucunun ne olduğu belli olmayan ve mahkeme sürecinde bir davayla ilgili avukatlığa soyunmalarının arkasında ne yatıyor bilinmiyor.
Ergenekon iddianamelerinde adı da geçti:
Tape:3676 20.12.2007 tarihinde Fatma Nur SERTER ile görüşmesinde özetle; Görüşmenin başında karşılıklı bayramlaştıktan sonra Nur SERTER`in “Sonra her bayram olduğu gibi bu bayramda size hediye verildi evet aynen öyle evet” “Bu yeni bir şey değildi ki ama yeni miydi?” dediği, Kemal ALEMDAROĞLU`nun “Yeni bir şey değil canım bile bildiğim olay yani bunun soruşturma açtığı falan YÖK” “O soruşturmada da bir Paşa lüzumu Mahkeme verdi” “Anlayamamış konuyu sonra ne hikmetse son soruşturma kurulu beni mahkemeye vermiş nasıl olduysa sonra Danıştay`a gitmiş” “Bizde Danıştay`dan gelecek bizden şey isteyecekler savunma falan beklerken” “Beklerken Danıştay bozmuş lüzumu Mahkeme yapmış” dediği,Nur SERTER`in “Aradılar dimi Gazeteler” dediği,
Kemal ALEMDAROĞLU`nun “Gazeteler beni arayan kimse yok” dediği, Nur SERTER “Beni aradı” dediği, Kemal ALEMDAROĞLU`nun “Allah kahretsin Cumhuriyet bile” “Cumhuriyet bile yazmış orada söylesene birisini ya ayıptır be” dediği, Nur SERTER`in “Utanç verici” dediği, Kemal ALEMDAROĞLU`nun “Kanal 7 anlamıyorlar mı Kanal 7 TGRT falan Haber Türk bayramdan soma bakalım madem öyle bizde çıkar konuşuruz söyledik ama” dediği, Nur SERTER`in “Vakit vakit aradı beni” “Tersledim kapadım telefonu yani haber yapacak bunların klasik taktiği bu yani aşağılık adamlann” dediği, Kemal ALEMDAROĞLU`nun “Tabi bir taraftan 8`inci Dairede bize hayır dedi lüzumu Mahkeme şey Tasfiye karara yani her yönden her yönden incilerin gelişmesini” dediği, Nur SERTER`in “Tabi bundan soma artık hepten bitmiş vaziyetteyiz yani şimdi den soma” dediği, Kemal ALEMDAROĞLU`nun “Sen biraz Mecliste mücadele verirsin işte o kadar” dediği, Nur SERTER`in “Evet yani bir baksanıza Rektör şey YÖK Başkanı bilmem ne falan filan bitti yani Ağustosta soma bitti” dediği,
- Prof. Nur Serter’in kızı da İ.Ü. hanedanına katıldı. Çalışma Ekonomisi Ana Bilim Dalı Başkanı ve İstanbul Üniversitesi personelden sorumlu Rektör Yardımcısı Prof. Nur Serter’in aynı fakülteden mezun olan kızı Ebru Serter, burada asistan olarak göreve başladı. Ebru Serter’in fiili olarak asistanlığa başlamadan önce odasının hazırlandığı iddia ediliyor. Ebru Serter’in önce Çalışma Ekonomisi’nde göreve başladığı, daha sonra annesi tarafından başka bir bölüme kaydırıldığı belirtiliyor.
- Nur Serter’in ‘Dinde Siyasal İslam Tekeli’ adlı kitabı da bayağı ilginç. Şimdilerde piyasada bulunmayan kitapta ‘Atatürkçü’ kesim de sorgulanıyor ve pek işitilmemiş ‘çözümler’ öneriliyor. Şöyle diyor Nur Hanım: “Ne din, ne Atatürkçülük olarak tanımlanan dar kalıplar, Türkiye’nin sorunlarını çözümlemeye yetmiyor. Her ikisi de kendi dönemleri içinde gerçekçi, tutarlı, ilerici, yenilikçi… Her ikisi de ait olduğu dönemin toplumsal sorunlarına çözüm getirmiş, toplumu yeniden yapılandırmış. Ancak zaman hızla akarken, toplum değişmiş, sorunlar farklılaşmış, sosyal ve ekonomik ilişkiler çeşitlenmiş, ortaya ihtiyaçlara cevap veren yeni kurumlar çıkmış.”
Kaynaklar:
1- Nur Serter kimdir?
2- Ergenekon İddianamesi 1345-1355. sayfalar
Nur Serter Kimdir?
CHP’nin bir tarafından, başörtüsü mağdurlarının karşı tarafından, mesihlerin içinden, ulusalcıların kenarından, orasından burasından bakıyorsunuz her tarafda Nur Serter adı geçiyor. Nur Serter kimdir diye bir sorduk baktık ki herkesin kafası karışık.
Tam “bulmaca” gibi bir kadın… “Sol’dan Sağ’a” da baksan, “yukarıdan aşağıya” da baksan, “çözmek” mümkün değil!.. “Sağcı” mıdır, “solcu” mu?.. “Milliyetçi” midir, “ulusalcı” mı?.. “Tarikatçı” mıdır, “CHP’li” mi?.. Bir türlü anlamak mümkün değil… En sonunda Nazlı Ilıcak da, “Pes” dedi ya, “Size lâf anlatmak mümkün değil” dedi ya, artık anlayın gerisini… Herkes onun hep “aynı yerde” durduğunu, “önyargılı” olduğunu zannetse de, ben böyle düşünmüyorum… Bana göre Nur Serter, “Sağ’dan Sol’a uzanan bir çizgi”de sürekli ilerliyor… Nerede duracağı, “hangi görüşte” karar kılacağı ve yarın hangi ideolojiyi savunacağı belli değil!.. Bir bakmışsınız “Marksist” veya “Maoist” oluvermiş!.. “Olmaz” demeyin!.. Nur Serter sözkonusu ise; olmaz, olmaz!..
1987’DE MİLLİYETÇİ VE MUKADDESATÇI!
Bakın, elimde “1987 yılına ait bir kitap” var… Hadi, “kitap” değil de, “kitapçık” diyelim… Bu kitapçık, Aydınlar Ocağı tarafından bastırılmış!..
Kitapçık, “tebliğ”lerden oluşuyor!..
Aydınlar Ocağı; 24, 25, 26 Nisan 1987 tarihlerinde “ilmî bir kurultay” düzenlemiş…
İşbu “kurultay”da, birçok akademisyen ve uzman, çeşitli konulardaki “görüş”lerini açıklamış!..
Lütfen dikkat;
Kurultayın ismi “Milliyetçiler 4. İlmî Büyük Kurultayı”dır ve kurultaya katılıp “tebliğ” sunan kişilerin çoğu, gerçekten de “milliyetçi ve mukaddesatçı” kişilerdir!..
Birkaç isim verelim:
Eski Bakan Ali Coşkun, Dr. Agah Oktay Güner, Prof.Dr. Cevat Babuna, Doç.Dr. Enis Öksüz, Prof.Dr. Kamil Turan, Prof.Dr. Turan Yazgan, Cevdet Akçalı, Zafer Atay, Dr. Alaattin Büyükkaya, Doç.Dr. Abdülhaluk Çay, Muzaffer Özdağ ve merhum Prof.Dr. Sebahattin Zaim…
Bu isimlerden kimi “iktisat” konusunda, kimi “çalışma hayatı ve sağlık” konusunda, kimi de “dış politika” konusunda görüşlerini açıklamış!.. Sonra da bu “tebliğ”ler, kitapçık haline getirilmiş!..
Bunlar arasında biri var ki, o da “çalışma hayatı ve sağlık” konusunda bir “tebliğ” sunmuş!..
Evet, Aydınlar Ocağı’nın İstanbul’da düzenlediği “Milliyetçiler 4. İlmî Büyük Kurultayı’nda sunmuş tebliğini!..
İşte o biri, Doç.Dr. Nur Serter’dir!..
Sunduğu tebliğde, “Yurtdışındaki Türk gençliğinin eğitim ve intibak sorunları”nı anlatmakta ve “sonuç” olarak demektedir ki;
“Yabancı ülkelerdeki Türk işçi çocukları çeşitli ülkelerdeki sayısal bilgilerden de görüldüğü üzere, ciddi bir eğitim sorunu ile karşı karşıyadır. Eğitim sorununun en can alıcı noktası yetersiz dil bilgisinden kaynaklanmaktadır. Aile yapısının eğitimsiz ve kültürsüz oluşu gençliğin ne içinde yaşadığı topluma, ne de anavatan kültürüne sahip olmadan yetişmesine ve her iki topluma da yabancı ve intibaksız kalmasına sebep olmaktadır. Azınlık psikolojisinin verdiği eziklik ve kompleksle kendi milli ve dini değerlerine sahip çıkamayan, hatta bu değerlerin bilgisine dahi sahip olamayan gençlerimiz kendilerini içinde yaşadıkları topluma kabul ettirme çabasına girmektedirler. Ne var ki, yetersiz dil bilgileri ve uygulanan farklı eğitim sistemine ayak uyduramamaları sebebiyle, eğitim imkanlarından yararlanmaları son derece sınırlı olmaktadır. Eğitim düzeyi düşük gençler kendilerini yasal olmayan faaliyetler ve Türk ahlâk ve ananesi ile bağdaşmayan gençlik grupları içinde bulmaktadırlar. Aile ile içinde yaşadıkları toplumun sosyal değerleri arasındaki çatışma onları ciddi boyutlara varan bunalımlara sürüklemekte, esrar ve uyuşturucu alışkanlığı artmaktadır.
(…)
İstihdam şartları ve gelir farkları Türkiye aleyhine işlediği sürece, mesleki eğitim görmüş ikinci kuşağı Türkiye’ye kazandırmak ancak milli ve manevi değerlere ağırlık vermekle mümkün olabilecektir.”
Doç.Dr. Nur Serter’in bu tebliği, kitapçığın 145, 146, 147, 148 ve 149. sayfalarında yayınlanır!..
Son cümleye lütfen dikkat:
“Yurtdışındaki gençleri Türkiye’ye kazandırmak ancak MİLLİ ve MANEVİ değerlere ağırlık vermekle mümkün olabilecektir!”
“1987 yılı”nın Nur Serter’i, “milliyetçi ve mukaddesatçı” değerleri savunan, gençliğin yetiştirilmesinde bu değerlerin önde tutulmasını savunan bir öğretim üyesidir!..
1997’DE BASKICI VE YASAKÇI!
1987’de, gençlere “milli ve manevi değerler”le bezenmeyi tavsiye eden, “devlet”i de bu yönde bir politika uygulamaya çağıran Doç.Dr. Nur Serter’i, 10 yıl sonra ise, yani 1997’de “tam zıttı bir çizgi”de görüyoruz… 1987’nin “milli ve manevi değerler” tavsiyecisi gitmiş, yerine “manevi değerlerle kavga eden” bir kadın gelmiş!..
Nur Serter, eski Nur Serter değildir artık… Her şeyden önce, “Doçent” değil, bir “Profesör”dür!..
Üstelik, “Rektör Yardımcısı”dır..
“Milliyetçilik” veya “mukaddesatçılık” ile de bağını koparmış, “despotluk” yapmaya, “baskı” uygulamaya başlamıştır!..
Kime karşı?.. Elbette, “başörtülü öğrencilere” karşı!..
10 yıl önce, “gençliğin kurtuluşu”nu “milli ve manevi değerlere sarılmakta” gören Nur Serter, şimdi “maneviyata savaş” açmış, “İslâm’ın emri” olan “başörtüsü”nü başlardan çıkarttırmak için “ikna odaları” kurdurmuştur!.. Televizyon programlarında sahneye çıkıp, başörtülü ve dinine bağlı yaşam sürmek isteyen kız öğrencilerin, devletin kanunlarını çiğnediğini, onların Türkiye Cumhuriyetine karşı en büyük tehdit olduğunu belirtiyordu. “Başları örtülü” kız öğrencileri “ikna odaları”na sokmuş, “kamera”ların karşısına geçirmiş ve adeta, “Kırk satır mı istersin, kırk katır mı?” türünden sorularla; kızları başlarını açmaya “ikna”(!) etmiştir!.. Onlarla tamamen demokratik şartlarda karşılaştığını belirten Nur Serter, “ya bu deveyi güderseniz yada bu diyardan gidersiniz” yaklaşımıyla, başörtüsü yasağını ve şeriat-laik geriliminin fitilini İstanbul Üniversitesinden tüm Türkiyeye doğru ateşlemiştir.
Sizin anlayacağınız; 10 yıl öncesinin “milliyetçi, mukaddesatçı ve manevi değer hayranı” Nur Serter’inin yerinde, artık “despotça” uygulamalarda bulunan “baskıcı ve dayatmacı” bir Nur Serter bulunmaktadır!..
Baskıcı, dayatmacı ve yasakçı!.. O yıllar; “üniversite”lerin birer “ilim yuvası” olmaktan çıkıp, “kışla” olmaya doğru hızla yol aldığı yıllardır!..
YIL 2007… MEĞER “TARİKATÇI”YMIŞ!
1987’de “milliyetçi ve mukaddesatçı”, 1997’de “yasakçı ve dayatmacı” olan Nur Serter, bir 10 yıl geçince, yani 2007’de; bu defa karşımıza “tarikatçı” olarak çıkıyor, iyi mi?..
Hem de, Hıristiyan tarikatçısı!..
Efendim; Nur Serter’in Hıristiyan bir tarikata üye olduğu iddiasını, o dönem Sabah gazetesinde yazan Murat Bardakçı 16 Nisan 2007’deki köşe yazısında dile getirmişti!..
‘Hazreti İsa’dan sonra sıra Tandoğan’da mı?’ başlığı ile gündeme gelen yazıda Bardakçı şöyle diyordu:
“İstanbul’da, 1970’li ve 80’li senelerde Sevgi Birliği isimli bir grup vardı. Grup parapsikoloji ile yani hipnotizma, manyetizma, ruh çağırma ve bedensiz varlıklarla temas etme gibisinden işlerle uğraşırdı. Başlarında Refet Kayserilioğlu adında bundan birkaç sene önce vefat eden röntgen mütehassısı bir doktor bulunuyordu. Mürit sayısı yüksekti ve müritler o yılların İstanbul’unun kalbur üstü isimleriydi. Dr. Refet Kayserilioğlu ‘Beyti Dost’ isimli bir ‘ruh’ ile temas ettiklerini söyler, adı bir cins kebabı çağrıştıran Beyti Dost’tan medyum vasıtasıyla aldığı tebliğleri grup üyeleriyle paylaşır ve bunlarla ilgili kitaplar yayınlardı.”
O tarihlerde grubun bazı toplantılarına da katıldığını söyleyen Murat Bardakçı, grubun lideri ile röportaj yaptığını ve Refet Kayserilioğlu’nun, Hazreti İsa’nın ruhunu taşıdığı, ‘Beyti Dost’un da aslında Hazreti İsa olduğu ve talimatlarını Refet Bey vasıtasıyla yazdırdığı iddialarını reddetmediğini yazıyordu!..
Kayserilioğlu’nun ‘Sevgi Dünyası’ adında aylık bir dergi çıkardığını ve bu derginin yazarlarından birinin Nur Serter olduğunu ifade eden Murat Bardakçı, Serter’in ruhçu Sevgi Dünyası dergisinde bilgelik, kehanet ve Nostradamus bahislerinde yazılarının çıktığını anlatıyordu!..
CUMHURİYET MİTİNGLERİNDE ULUSALCI!
Acaba, “bundan sonraki durak” neresiydi?..
Öyle ya; Nur Serter için dur-durak yoktu?.. Nur Serter Hanım, “görüşten görüşe” geçiyor, “kılıktan kılığa” giriyordu!..
Acaba bu defa hangi renk ve kılıkta çıkacaktı karşımıza!..
1987’de “milliyetçi ve mukaddesatçı”ydı!..
1997’de “baskıcı ve dayatmacı”ydı!..
2007’de “tarikatçı”lığı çıktı ortaya!..
“Acaba 2017’de neci olacak?” diye soruyorduk ki, Nur Hanım’daki “değişim ve dönüşüm”ü görmek için 10 yıl daha beklememize gerek kalmadı!..
Bırakın 10 yılı, 10 ay bile beklemeden yeni bir “çehre”ye büründü Nur Hanım…
Bu defa, “Ulusalcı”ydı!..
Ehh, biraz da “Atatürkçü!”
Çünkü efendim;
Ankara’da “Cumhuriyet Mitingi” düzenleyen Atatürkçü Düşünce Derneği’nin Başkan Yardımcısı’ydı kendisi!..
Hani, Ergenekon Terör Örgütü sanığı Şener Eruygur var ya, hani bu ŞEner Eruygur’un başkanı olduğu ADD var ya; Nur Serter de işte bu ADD’nin Başkan Yardımcısı’ydı!..
Ahmet Necdet Sezer’in verdiği paralarla “Cumhuriyet mitingleri” düzenlediler, o mitinglerde “kürsü”lere çıkıp, “Eşi türbanlı Cumhurbaşkanı istemiyoruz!.. Çankaya yolları şeriata kapalı!.. Çankaya’ya imam istemiyoruz” diye höykürdüler!..
Sonra ne oldu?.. Anlaşıldı ki; “Cumhuriyet’e Sahip Çıkma” mitinglerinin asıl amacı, “Cumhuriyet Halk Partisi’ne sahip çıkmak”tır!.. Eee, CHP de bu emelleri karşılıksız bırakacak değildi ya… Başta Nur Serter olmak üzere, bazı “mitingçi”leri aday gösterdi ve onları “milletvekili” yaptı!..
Bir sonraki durakta Nur Serter hanım ne bekliyor merakla bekliyoruz.
Neden Kemal Kılıçdaroğlu İstanbulu almasın?
Yarın belediye seçimi olsa İstanbulda kime oy verirsiniz?
- Kadir Topbaş - AKP (60%, 285 Votes)
- Kemal Kılıçdaroğlu - CHP (33%, 156 Votes)
- Ahmet Turgut - MHP (5%, 24 Votes)
- Mehmet Bekaroğlu - SP (2%, 9 Votes)
- Ahmet Vefik Alp - DSP (0%, 4 Votes)
Total Voters: 478
Malum CHP’nin bulup çıkartabildiği geçmişi nispeten en temiz adam Kemal Kılıçdaroğlu. Yıllardır böyle bir adam bulamadıkları için ve CHP’nin bundan önceki adaylarının zulmü altında ezilen milletin tarihi unutmasını da pay bilerek atağa geçtiler. Bundan önceki adayları Sözen ve Bedrettin Dalan’ın neler yaptığını bilenler iyi bilir ama seçmen hakkını yeni kazanan gençler bunlardan bi-haber.
Peki Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçilmemesi için hangi nedenler var:
- Mahalle kadınları gibi şu anda Kadir Topbaş’a “email atmasını bilmez o” v.s. gibi karalayıcı ve terbiyesiz ithamlarda bulunmasından ötürü
- “İstanbul yolsuzluk dosyası bulmak için bir cennet” diyerek ikinci bir ahlaksızlığa imza atıp, haksız yere itham etmekten
- Televizyonda katıldığı yayınlarda bazı öğrencilerin sorduğu sorulara yanıt veremeyip, kilitlenip kalmıştı. Örneğin CHP Çankaya il başkanının yolsuzluğu kendi ağzından söylediği sözlerle ortalığa döküldüğü halde hakkında mahkemeye gitmediler, CHP’nin iç tüzüğünü işletmediler. Yine aynı programda öğrencilerin belirttiği gibi “kimileri dini siyasete alet eder, CHP’de yolsuzluğu siyasete alet ediyor, bir iki tane yolsuzluğu bulup kendilerinin içinde olan pisliğe bakmadan medya gücüyle mahalle kavgasına başlıyorlar”. ve bunların başında Kemal Kılıçdaroğlu yer alıyor.
- Hiçbir haliyle yönetici geçmişi bulunmayan, eski devlet memurluğundan gelip, tamamen kukla ve piyon olarak seçilip, temiz yüzüyle İstanbul Belediye başkan adaylığına seçilmek var mı? Kötünün iyisi olmak var mı? Ortada yaptığı tek faaliyet başkalarının yanlış yaptıklarını ortaya dökmek olan birisinin neyine bakıp seçilecek?
- En önemlisi hayatının büyük çoğunluğunu Ankara’da bürokrat ve politikacı olarak geçirdikten sonra, yaşayıp görmediği bir şehir, İstanbul’un belediye başkan adaylığına nasıl soyunuyor?
Baykal’ın tamamen seçim taktiklerine uyup seçtiği Kemal Kılıçdaroğlu güçlü bir aday olmasına rağmen CHP’yi yine hüsrana sürükleyecek gibi gözüküyor. Liyakatli, bu işi yapabilecek geçmişe sahip birisini tercih etmek yerine, medyatik ve popülist bir yüzü seçmeleri CHP’nin yönetim anlayışını çok güzel yansıtıyor.
Yasama Yürütme ve Yargı Biraraya gelir
Cumhurbaşkanı Gül devletin üst düzey erkanını bir yemekle Çankayada bir araya getirir. Güzel bir karikatürle bu konu “ti”ye alınmış.


