Nur Serter her 10 yılda bir kendini yeniliyor
Nur Serter kimdir? yazımızın ikinci kısmı olarak, Nur Serter’in her 10 yılda değiştirdiği kabuğunu ve paradoksal geçmişini inceliyoruz. Ailesiyle, kendi kişisel geçmişiyle, siyasi hareketiyle ve bilhassa dini duruşuyla ilgili her adımda kafa karışıklığı oluşturan Nur Serter, karşımıza her bakımdan değişik birisi olarak çıkıyor. 1960, 1970, 1980, 1990 ve 2000′de laboratuarda kullanmak için kendisinden örnek aldığımız zaman her seferinde farklı bir Nur Serter olarak karşımıza çıkıyor. Buyrun siz de izleyin:
- Nur Serter 27 Mayıs 1960′daki askeri darbeye katılan subaylardan kurmay albay Emin Aytekin’in kızı. 27 Mayıs’ta İstanbul Örfi İdare Kurmay Başkanı olan Emin Aytekin, darbeci Talat Aydemir’le ilişkisi olduğu gerekçesiyle 1962′de ordudan çıkarılan subaylar arasında yer alıyor. Ayrıca ikili arasında akrabalık bağı da mevcut.
- Nur Serter, 1970′lerde İktisat’taki ülkücü akademisyen grubunda yer aldı. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün 27 Mayıs 1976′da Türkiye için en büyük tehlikenin Pantürkizm ve Panislamizm olduğunu vurguladığı demecine karşı yayınlanan bildiride Nur Serter’in de imzası var. MHP yanlısı Devlet gazetesinde yayınlanan bildiriye Tunca Toskay, Turan Yazgan, Celal Erçıkan ve Enis Öksüz’ün yanı sıra Prof. İhsan Süreyya Sırma ve Prof. Esat Coşan da imza attı. Geçtiğimiz yıllarda hayatını kaybetmiş Coşan’ın Türkiye’de yaygın bir cemaatin lideri olduğu biliniyordu.
- Nur Serter 1980′li yıllarda Beyti Dost olarak anılan reenkarnasyoncu grubun “Sevgi Dünyası” adlı yayın organında yazdı. Ruh çağırma seansları düzenleyen grup, liderleri Dr. Refet Kayserilioğlu’nun ilahi mesaj aldığına ve olağanüstü güçlere sahip olduğuna inanıyor. UFO’ların 4. Düzen varlıkları olduğuna, dünyayı korumak için görevlendirildiklerine, bu görevin de Beyti Dost tarafndan, yani Dr. Kayserilioğlu tarafından verildiğini savunan grubun faaliyetleri geçtiğimiz yıllarda durduruldu. Nur Serter’in yazdığı Siyasal İslam’da Din Tekeli adlı kitabı Refah Partisi’nin kapatılması davasında kaynak olarak kullanıldı.Nur Serter, 30 yıl içinde kendisinin de büyüyüp geliştiğini savundu. EVET, O BENDİM Sabah yazarı Murat Bardakçı`nın köşesinde ortaya attığı iddiayla ilgili konuşan Serter, “O dergideki Nur Serter, evet benim. Ancak bunlar 30 sene önceydi. Benim ne o zamanlar ruhla filan alakam olurdu, ne de şimdi” dedi.
- Nur Serter 1990′lı yılların başında yurt dışındaki Türk çocuklarının ve gençlerinin “Türk manevi değerlerine ve ananelerine” göre yetiştirilmesi gerektiğini, onların yetiştirilmesinde Türkiye’ye bağlılıklarını arttırmak için “manevi” bağlılığın öne çıkartılmasını ön görüyor.
- Nur Serter sene 1997 zamanı geldiği zaman; sahte şeriatçı toplulukların, Aczimendilerin odak noktası olan İstanbul Üniversitesinin rektör yardımcısı olarak karşımıza çıkıyor. Başörtüsüne, İmam Hatiplilere, Refah Partisine karşı açılan cephenin en büyük savunucularından birisi oluyor. İstanbul Üniversitesini adeta Askerin bir kışlası haline getiriyor ve ünlü ikna odalarını kurup başörtülü kız öğrencilerin başlarını açmalarına ikna ediyor.
- Sene 2008. Nur Serter Ergenekon örgütüyle ilgili ilginç bir ilişkiler yumağının içinde karşımıza çıkıyor.-Nur Serter’in babası Emin Aytekin ne olduğu anlaşılamayan Encümen-i Daniş grubunun üyesi çıkıyor.
-Ergenekon terör örgütü davası kapsamında göz altına alınan Orgeneral Şenol Eruygur paşanın başkanlığını yaptığı Atatürkçü Düşünce Derneğinin (ADD) başkan yardımcılığını Nur Serter sürdürüyor
-Yine aynı dava kapsamında göz altına alınan ve hakkında araştırma yapılan İstanbul Üniversitesi eski rektörü Kemal Alemdaroğlu’nun yardımcısı Nur Serter.Nur Serter, ergenekonla ilgili her göz altından sonra ya basın açıklaması yaparak yada göz altına alınan kişilerin yakınlarını ziyaret ederek, CHP’nin bu göz altılarını kanunlara aykırı bulduğunu ve göz altındaki herkesin serbest bırakılmasını tekrarladı. Sonucunun ne olduğu belli olmayan ve mahkeme sürecinde bir davayla ilgili avukatlığa soyunmalarının arkasında ne yatıyor bilinmiyor.
Ergenekon iddianamelerinde adı da geçti:
Tape:3676 20.12.2007 tarihinde Fatma Nur SERTER ile görüşmesinde özetle; Görüşmenin başında karşılıklı bayramlaştıktan sonra Nur SERTER`in “Sonra her bayram olduğu gibi bu bayramda size hediye verildi evet aynen öyle evet” “Bu yeni bir şey değildi ki ama yeni miydi?” dediği, Kemal ALEMDAROĞLU`nun “Yeni bir şey değil canım bile bildiğim olay yani bunun soruşturma açtığı falan YÖK” “O soruşturmada da bir Paşa lüzumu Mahkeme verdi” “Anlayamamış konuyu sonra ne hikmetse son soruşturma kurulu beni mahkemeye vermiş nasıl olduysa sonra Danıştay`a gitmiş” “Bizde Danıştay`dan gelecek bizden şey isteyecekler savunma falan beklerken” “Beklerken Danıştay bozmuş lüzumu Mahkeme yapmış” dediği,Nur SERTER`in “Aradılar dimi Gazeteler” dediği,
Kemal ALEMDAROĞLU`nun “Gazeteler beni arayan kimse yok” dediği, Nur SERTER “Beni aradı” dediği, Kemal ALEMDAROĞLU`nun “Allah kahretsin Cumhuriyet bile” “Cumhuriyet bile yazmış orada söylesene birisini ya ayıptır be” dediği, Nur SERTER`in “Utanç verici” dediği, Kemal ALEMDAROĞLU`nun “Kanal 7 anlamıyorlar mı Kanal 7 TGRT falan Haber Türk bayramdan soma bakalım madem öyle bizde çıkar konuşuruz söyledik ama” dediği, Nur SERTER`in “Vakit vakit aradı beni” “Tersledim kapadım telefonu yani haber yapacak bunların klasik taktiği bu yani aşağılık adamlann” dediği, Kemal ALEMDAROĞLU`nun “Tabi bir taraftan 8`inci Dairede bize hayır dedi lüzumu Mahkeme şey Tasfiye karara yani her yönden her yönden incilerin gelişmesini” dediği, Nur SERTER`in “Tabi bundan soma artık hepten bitmiş vaziyetteyiz yani şimdi den soma” dediği, Kemal ALEMDAROĞLU`nun “Sen biraz Mecliste mücadele verirsin işte o kadar” dediği, Nur SERTER`in “Evet yani bir baksanıza Rektör şey YÖK Başkanı bilmem ne falan filan bitti yani Ağustosta soma bitti” dediği,
- Prof. Nur Serter’in kızı da İ.Ü. hanedanına katıldı. Çalışma Ekonomisi Ana Bilim Dalı Başkanı ve İstanbul Üniversitesi personelden sorumlu Rektör Yardımcısı Prof. Nur Serter’in aynı fakülteden mezun olan kızı Ebru Serter, burada asistan olarak göreve başladı. Ebru Serter’in fiili olarak asistanlığa başlamadan önce odasının hazırlandığı iddia ediliyor. Ebru Serter’in önce Çalışma Ekonomisi’nde göreve başladığı, daha sonra annesi tarafından başka bir bölüme kaydırıldığı belirtiliyor.
- Nur Serter’in ‘Dinde Siyasal İslam Tekeli’ adlı kitabı da bayağı ilginç. Şimdilerde piyasada bulunmayan kitapta ‘Atatürkçü’ kesim de sorgulanıyor ve pek işitilmemiş ‘çözümler’ öneriliyor. Şöyle diyor Nur Hanım: “Ne din, ne Atatürkçülük olarak tanımlanan dar kalıplar, Türkiye’nin sorunlarını çözümlemeye yetmiyor. Her ikisi de kendi dönemleri içinde gerçekçi, tutarlı, ilerici, yenilikçi… Her ikisi de ait olduğu dönemin toplumsal sorunlarına çözüm getirmiş, toplumu yeniden yapılandırmış. Ancak zaman hızla akarken, toplum değişmiş, sorunlar farklılaşmış, sosyal ve ekonomik ilişkiler çeşitlenmiş, ortaya ihtiyaçlara cevap veren yeni kurumlar çıkmış.”
Kaynaklar:
1- Nur Serter kimdir?
2- Ergenekon İddianamesi 1345-1355. sayfalar
Nur Serter Kimdir?
CHP’nin bir tarafından, başörtüsü mağdurlarının karşı tarafından, mesihlerin içinden, ulusalcıların kenarından, orasından burasından bakıyorsunuz her tarafda Nur Serter adı geçiyor. Nur Serter kimdir diye bir sorduk baktık ki herkesin kafası karışık.
Tam “bulmaca” gibi bir kadın… “Sol’dan Sağ’a” da baksan, “yukarıdan aşağıya” da baksan, “çözmek” mümkün değil!.. “Sağcı” mıdır, “solcu” mu?.. “Milliyetçi” midir, “ulusalcı” mı?.. “Tarikatçı” mıdır, “CHP’li” mi?.. Bir türlü anlamak mümkün değil… En sonunda Nazlı Ilıcak da, “Pes” dedi ya, “Size lâf anlatmak mümkün değil” dedi ya, artık anlayın gerisini… Herkes onun hep “aynı yerde” durduğunu, “önyargılı” olduğunu zannetse de, ben böyle düşünmüyorum… Bana göre Nur Serter, “Sağ’dan Sol’a uzanan bir çizgi”de sürekli ilerliyor… Nerede duracağı, “hangi görüşte” karar kılacağı ve yarın hangi ideolojiyi savunacağı belli değil!.. Bir bakmışsınız “Marksist” veya “Maoist” oluvermiş!.. “Olmaz” demeyin!.. Nur Serter sözkonusu ise; olmaz, olmaz!..
1987’DE MİLLİYETÇİ VE MUKADDESATÇI!
Bakın, elimde “1987 yılına ait bir kitap” var… Hadi, “kitap” değil de, “kitapçık” diyelim… Bu kitapçık, Aydınlar Ocağı tarafından bastırılmış!..
Kitapçık, “tebliğ”lerden oluşuyor!..
Aydınlar Ocağı; 24, 25, 26 Nisan 1987 tarihlerinde “ilmî bir kurultay” düzenlemiş…
İşbu “kurultay”da, birçok akademisyen ve uzman, çeşitli konulardaki “görüş”lerini açıklamış!..
Lütfen dikkat;
Kurultayın ismi “Milliyetçiler 4. İlmî Büyük Kurultayı”dır ve kurultaya katılıp “tebliğ” sunan kişilerin çoğu, gerçekten de “milliyetçi ve mukaddesatçı” kişilerdir!..
Birkaç isim verelim:
Eski Bakan Ali Coşkun, Dr. Agah Oktay Güner, Prof.Dr. Cevat Babuna, Doç.Dr. Enis Öksüz, Prof.Dr. Kamil Turan, Prof.Dr. Turan Yazgan, Cevdet Akçalı, Zafer Atay, Dr. Alaattin Büyükkaya, Doç.Dr. Abdülhaluk Çay, Muzaffer Özdağ ve merhum Prof.Dr. Sebahattin Zaim…
Bu isimlerden kimi “iktisat” konusunda, kimi “çalışma hayatı ve sağlık” konusunda, kimi de “dış politika” konusunda görüşlerini açıklamış!.. Sonra da bu “tebliğ”ler, kitapçık haline getirilmiş!..
Bunlar arasında biri var ki, o da “çalışma hayatı ve sağlık” konusunda bir “tebliğ” sunmuş!..
Evet, Aydınlar Ocağı’nın İstanbul’da düzenlediği “Milliyetçiler 4. İlmî Büyük Kurultayı’nda sunmuş tebliğini!..
İşte o biri, Doç.Dr. Nur Serter’dir!..
Sunduğu tebliğde, “Yurtdışındaki Türk gençliğinin eğitim ve intibak sorunları”nı anlatmakta ve “sonuç” olarak demektedir ki;
“Yabancı ülkelerdeki Türk işçi çocukları çeşitli ülkelerdeki sayısal bilgilerden de görüldüğü üzere, ciddi bir eğitim sorunu ile karşı karşıyadır. Eğitim sorununun en can alıcı noktası yetersiz dil bilgisinden kaynaklanmaktadır. Aile yapısının eğitimsiz ve kültürsüz oluşu gençliğin ne içinde yaşadığı topluma, ne de anavatan kültürüne sahip olmadan yetişmesine ve her iki topluma da yabancı ve intibaksız kalmasına sebep olmaktadır. Azınlık psikolojisinin verdiği eziklik ve kompleksle kendi milli ve dini değerlerine sahip çıkamayan, hatta bu değerlerin bilgisine dahi sahip olamayan gençlerimiz kendilerini içinde yaşadıkları topluma kabul ettirme çabasına girmektedirler. Ne var ki, yetersiz dil bilgileri ve uygulanan farklı eğitim sistemine ayak uyduramamaları sebebiyle, eğitim imkanlarından yararlanmaları son derece sınırlı olmaktadır. Eğitim düzeyi düşük gençler kendilerini yasal olmayan faaliyetler ve Türk ahlâk ve ananesi ile bağdaşmayan gençlik grupları içinde bulmaktadırlar. Aile ile içinde yaşadıkları toplumun sosyal değerleri arasındaki çatışma onları ciddi boyutlara varan bunalımlara sürüklemekte, esrar ve uyuşturucu alışkanlığı artmaktadır.
(…)
İstihdam şartları ve gelir farkları Türkiye aleyhine işlediği sürece, mesleki eğitim görmüş ikinci kuşağı Türkiye’ye kazandırmak ancak milli ve manevi değerlere ağırlık vermekle mümkün olabilecektir.”
Doç.Dr. Nur Serter’in bu tebliği, kitapçığın 145, 146, 147, 148 ve 149. sayfalarında yayınlanır!..
Son cümleye lütfen dikkat:
“Yurtdışındaki gençleri Türkiye’ye kazandırmak ancak MİLLİ ve MANEVİ değerlere ağırlık vermekle mümkün olabilecektir!”
“1987 yılı”nın Nur Serter’i, “milliyetçi ve mukaddesatçı” değerleri savunan, gençliğin yetiştirilmesinde bu değerlerin önde tutulmasını savunan bir öğretim üyesidir!..
1997’DE BASKICI VE YASAKÇI!
1987’de, gençlere “milli ve manevi değerler”le bezenmeyi tavsiye eden, “devlet”i de bu yönde bir politika uygulamaya çağıran Doç.Dr. Nur Serter’i, 10 yıl sonra ise, yani 1997’de “tam zıttı bir çizgi”de görüyoruz… 1987’nin “milli ve manevi değerler” tavsiyecisi gitmiş, yerine “manevi değerlerle kavga eden” bir kadın gelmiş!..
Nur Serter, eski Nur Serter değildir artık… Her şeyden önce, “Doçent” değil, bir “Profesör”dür!..
Üstelik, “Rektör Yardımcısı”dır..
“Milliyetçilik” veya “mukaddesatçılık” ile de bağını koparmış, “despotluk” yapmaya, “baskı” uygulamaya başlamıştır!..
Kime karşı?.. Elbette, “başörtülü öğrencilere” karşı!..
10 yıl önce, “gençliğin kurtuluşu”nu “milli ve manevi değerlere sarılmakta” gören Nur Serter, şimdi “maneviyata savaş” açmış, “İslâm’ın emri” olan “başörtüsü”nü başlardan çıkarttırmak için “ikna odaları” kurdurmuştur!.. Televizyon programlarında sahneye çıkıp, başörtülü ve dinine bağlı yaşam sürmek isteyen kız öğrencilerin, devletin kanunlarını çiğnediğini, onların Türkiye Cumhuriyetine karşı en büyük tehdit olduğunu belirtiyordu. “Başları örtülü” kız öğrencileri “ikna odaları”na sokmuş, “kamera”ların karşısına geçirmiş ve adeta, “Kırk satır mı istersin, kırk katır mı?” türünden sorularla; kızları başlarını açmaya “ikna”(!) etmiştir!.. Onlarla tamamen demokratik şartlarda karşılaştığını belirten Nur Serter, “ya bu deveyi güderseniz yada bu diyardan gidersiniz” yaklaşımıyla, başörtüsü yasağını ve şeriat-laik geriliminin fitilini İstanbul Üniversitesinden tüm Türkiyeye doğru ateşlemiştir.
Sizin anlayacağınız; 10 yıl öncesinin “milliyetçi, mukaddesatçı ve manevi değer hayranı” Nur Serter’inin yerinde, artık “despotça” uygulamalarda bulunan “baskıcı ve dayatmacı” bir Nur Serter bulunmaktadır!..
Baskıcı, dayatmacı ve yasakçı!.. O yıllar; “üniversite”lerin birer “ilim yuvası” olmaktan çıkıp, “kışla” olmaya doğru hızla yol aldığı yıllardır!..
YIL 2007… MEĞER “TARİKATÇI”YMIŞ!
1987’de “milliyetçi ve mukaddesatçı”, 1997’de “yasakçı ve dayatmacı” olan Nur Serter, bir 10 yıl geçince, yani 2007’de; bu defa karşımıza “tarikatçı” olarak çıkıyor, iyi mi?..
Hem de, Hıristiyan tarikatçısı!..
Efendim; Nur Serter’in Hıristiyan bir tarikata üye olduğu iddiasını, o dönem Sabah gazetesinde yazan Murat Bardakçı 16 Nisan 2007’deki köşe yazısında dile getirmişti!..
‘Hazreti İsa’dan sonra sıra Tandoğan’da mı?’ başlığı ile gündeme gelen yazıda Bardakçı şöyle diyordu:
“İstanbul’da, 1970’li ve 80’li senelerde Sevgi Birliği isimli bir grup vardı. Grup parapsikoloji ile yani hipnotizma, manyetizma, ruh çağırma ve bedensiz varlıklarla temas etme gibisinden işlerle uğraşırdı. Başlarında Refet Kayserilioğlu adında bundan birkaç sene önce vefat eden röntgen mütehassısı bir doktor bulunuyordu. Mürit sayısı yüksekti ve müritler o yılların İstanbul’unun kalbur üstü isimleriydi. Dr. Refet Kayserilioğlu ‘Beyti Dost’ isimli bir ‘ruh’ ile temas ettiklerini söyler, adı bir cins kebabı çağrıştıran Beyti Dost’tan medyum vasıtasıyla aldığı tebliğleri grup üyeleriyle paylaşır ve bunlarla ilgili kitaplar yayınlardı.”
O tarihlerde grubun bazı toplantılarına da katıldığını söyleyen Murat Bardakçı, grubun lideri ile röportaj yaptığını ve Refet Kayserilioğlu’nun, Hazreti İsa’nın ruhunu taşıdığı, ‘Beyti Dost’un da aslında Hazreti İsa olduğu ve talimatlarını Refet Bey vasıtasıyla yazdırdığı iddialarını reddetmediğini yazıyordu!..
Kayserilioğlu’nun ‘Sevgi Dünyası’ adında aylık bir dergi çıkardığını ve bu derginin yazarlarından birinin Nur Serter olduğunu ifade eden Murat Bardakçı, Serter’in ruhçu Sevgi Dünyası dergisinde bilgelik, kehanet ve Nostradamus bahislerinde yazılarının çıktığını anlatıyordu!..
CUMHURİYET MİTİNGLERİNDE ULUSALCI!
Acaba, “bundan sonraki durak” neresiydi?..
Öyle ya; Nur Serter için dur-durak yoktu?.. Nur Serter Hanım, “görüşten görüşe” geçiyor, “kılıktan kılığa” giriyordu!..
Acaba bu defa hangi renk ve kılıkta çıkacaktı karşımıza!..
1987’de “milliyetçi ve mukaddesatçı”ydı!..
1997’de “baskıcı ve dayatmacı”ydı!..
2007’de “tarikatçı”lığı çıktı ortaya!..
“Acaba 2017’de neci olacak?” diye soruyorduk ki, Nur Hanım’daki “değişim ve dönüşüm”ü görmek için 10 yıl daha beklememize gerek kalmadı!..
Bırakın 10 yılı, 10 ay bile beklemeden yeni bir “çehre”ye büründü Nur Hanım…
Bu defa, “Ulusalcı”ydı!..
Ehh, biraz da “Atatürkçü!”
Çünkü efendim;
Ankara’da “Cumhuriyet Mitingi” düzenleyen Atatürkçü Düşünce Derneği’nin Başkan Yardımcısı’ydı kendisi!..
Hani, Ergenekon Terör Örgütü sanığı Şener Eruygur var ya, hani bu ŞEner Eruygur’un başkanı olduğu ADD var ya; Nur Serter de işte bu ADD’nin Başkan Yardımcısı’ydı!..
Ahmet Necdet Sezer’in verdiği paralarla “Cumhuriyet mitingleri” düzenlediler, o mitinglerde “kürsü”lere çıkıp, “Eşi türbanlı Cumhurbaşkanı istemiyoruz!.. Çankaya yolları şeriata kapalı!.. Çankaya’ya imam istemiyoruz” diye höykürdüler!..
Sonra ne oldu?.. Anlaşıldı ki; “Cumhuriyet’e Sahip Çıkma” mitinglerinin asıl amacı, “Cumhuriyet Halk Partisi’ne sahip çıkmak”tır!.. Eee, CHP de bu emelleri karşılıksız bırakacak değildi ya… Başta Nur Serter olmak üzere, bazı “mitingçi”leri aday gösterdi ve onları “milletvekili” yaptı!..
Bir sonraki durakta Nur Serter hanım ne bekliyor merakla bekliyoruz.
Nur Serter ve CHP’nin türban açılımı

CHP’nin seçimlik dönekliğinin bir örneğini de Nur Serter ortaya koydu. Türbanın en azılı düşmanlarından eline geçen her fırsatta televizyonlarda başörtülü bayanlara püsküren ve eğitim haklarına çok sert çıkan Nur Serter, CHP’nin türban açılımına destek verip, türbanlı bayanlara rozet taktı. Habervaktim online sitesinin Türk Solu dergisine dayandırdığı haberinde, CHP’nin tabanının da bu açılımdan rahatsız olduğunu, seçim için CHP’nin ayak oyunu yapmasını “ilkesizlik abidesi” olarak nitelendiriyor.
‘Nur Serter ilkesizlik abidesi’
Türk Solu dergisi, CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter’in CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın türban açılımına destek vermesini eleştirdi.
Derginin son sayısında Ali Özsoy imzasıyla “Her dönemin kadını türbana nasıl ikna oldu…” başlıklı bir yazı kaleme alındı. Yazıda Serter’in bir dönem türbanlılar için ikna odaları kurduğu, bugün ise Atatürkçüleri iknaya çalıştığına vurgu yapılarak, şu ifadelere yer verildi:
“Nur Serter, bir ilkesizlik abidesidir. Şimdi Baykal’ın yakın çevresinde bulunabilmek ve kendisi için çok önemli olan milletvekili dokunulmazlığını bir dönem daha uzatabilmek için CHP’nin türban açılımını sonuna kadar destekliyor. Madem türban laikliğe aykırı değildi, neden Cumhuriyet Mitinglerinin başına geçtiniz? Yoksa tek amacınız halkı frenlemek miydi? Oysa Necla Arat en azından karşı çıktı. Ancak Serter hızlı dönüşür. Bakın eskiden ikna odalarında türbanlıları laik olmaya ikna eden hızlı ‘Atatürkçü’ şimdi Atatürkçüleri nasıl türbana ikna etmeye çalışıyor: ‘Ben bu olayın CHP’nin laiklik çizgisinden bir sapmaya yol açtığı görüşüne katılmıyorum. CHP bu olaydan önce olduğu gibi; her zaman laiklik ve cumhuriyet kazanımlarına sahip çıkan bir parti olacaktır.’ ”
Serter’in türbana ikna olmasının kişilik yapısına uygun olduğunu da belirten Özsoy, “Eskiden rektörlük ve iktidar için Atatürkçü gençlere yapmadığını bırakmayan bir insanın, şimdi de Baykal’ın yakın çevresinde ve Meclis’te kalabilmek için 180 derece dönüşüm geçirmesi bizi şaşırtmıyor” diyor.

